|


SİTE İÇİ KATEGORİLER
Yasal Uyarı:
Bu sitede bulunan konular ve etkinlikler kişisel görüşlerimizdir yüzde yüz doğruluk garantisi verilmez.Yorum farklılıkları olabilir.Bu noktada çıkabilecek sorunlarda sitemiz sorumlu değildir.Sitemizde etkinlik dışı alıntı resim ve konu bölümleri mevcuttur kaynak gösterimi ile ilgili gözden kaçan yada yazılmayan sayfalar için uyarı yapmanızı rica ederiz gerekli düzeltmeler hemen yapılacaktır. Sitemizdeki etkinlik konularının HER HAKKI SAKLIDIR kaynak gösterilerek kullanılması serbest kaynak gösterilmeden ve direk site sayfasının kopyalanarak yayınlanması yasaktır.DİKKAT:Bilgileri bilgisayarınıza indirmek için dosya menüsünden farklı kaydet yaparak kayıt türü metin dosyasını seçerek bilgileri bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
ANA SAYFA
22/3/2008 - ALLAH İNANCI

GÖNDEREN : NİLGÜN ALTUNTAŞ
KENDİSİNE TEŞEKKÜR EDİYORUZ...
Sizlerde sevdiğiniz hikayeleri ve ilginç yazıları gönderin sitemizde yayınlayalım....
Yazılarınızı guvenakbulut76@gmail.com adresine yollayabilirsiniz...
Paylaşmak güzeldir...
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/7/2007 - SAKIN GEÇ KALMAYIN.
SAKIN GEÇ KALMAYIN...

Bir kişiyi seviyorsanız bunu ona söyleyin. Çoğu kez bunu beceremeyiz. Bunun yerine o kişinin bunu bildiğini veya duymaya gereksinimi olmadığını düşünürüz. Bir toplantıda yaptığım konuşmadan sonra bir üst düzey yönetici, sevgiden söz edişimden çok etkilendiğini söyledi ve bana öyküsünü anlattı:
"Eşim ara sıra birlikte öğle yemeğine çıkmamızı önerirdi. Ama ben hep aynı yanıtı verirdim:
İsterdim ama çok işim var.
Önemli bir iş toplantısının sabahında da aynı şeyi önerdi:
Bugün öğle yemeğine ne dersin?
Özür diledim. Sonra toplantı sırasında eşimin bir trafik kazasında öldüğü haberini aldım."
Göz yaşlarıyla anlatıyordu:
"Tanrı eşimi, bir şekilde yalnızca bir saat için bana geri verseydi, öğle yemeğine götürüp onu sevdiğimi söylerdim. Bu fırsata sahip olabilmek için her şeyimden vazgeçebilirim."
Güzel şarkıcı ve oyuncu Mary Martin, Oscar Hommerstein' in müzikallerinden birinin galası için sahneye çıkmak üzereydi. Tam o sırada, kansere yakalanmış ve hastalığının son dönemini yaşayan Hommerstein' dan bir mesaj aldı. Şöyle yazıyordu:
"Bir zil, sen onu çalana dek zil değildir.
Bir şarkı, sen onu söyleyene dek şarkı değildir.
Sevgi kalbine, orada durması için konmadı.
Sevgi, sen onu dağıtana dek sevgi değildir."
Paylaşım Neşe Akbaş tşk ediyoruz...
|
|
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/7/2007 - HAYAT ARKADAŞI
Hayat Arkadaşı
Soğuk bir kış akşamı, MacDonalds'ın kapısından içeri yaşlı bir amcayla teyze girmişler, bir masaya oturmuşlar.Derken amca, kasaya gidip 1hamburger,1 büyük boy patates ve bir büyük Cola almış.Elinde tepsiyle masaya dönmüş, hamburgeri ikiye bölerek yarısını teyzenin önüne koymuş,sonra bütün patatesleri tek tek sayarak onlarında yarısını teyzeye vermiş, sonra Cola kutusunu da ortaya koymuş, önce bir yudum kendisi içiyor sonra da teyze bir yudum alıyormuş. Herkes ne tatlılar, iki tonton buraya gelmişler, bir kişilik yemeği ikisi yiyorlar zavallıcıklar diye onları izliyomuş. Derken bir de bakmışlar ki teyzenin önünde hamburgerle patatesler olduğu gibi duruyor, kocasının afiyetle yemek yiyişini seyrediyor arada bir de Cola'dan bir yudum alıyormuş. Sonunda orda çalışanlardan biri dayanamamış, yanlarına gitmiş: -Afedersiniz, ben sizi izlemekten kendimi alamadim lütfen izin verin size bir menü kendim ısmarlayayım. - Yaşlı amca teşekkür ederiz ama biz halimizden memnunuz.60 yıldır evliyiz ve herşeyimizi işte böyle
<******>******>
paylaşırız demiş. Bunun üzerine genç adam teyzeye dönmüş: -Peki ama teyzeciğim, siz neden hamburgerinizi patateslerinizi yemiyorsunuz,neyi bekliyosunuz? Yaşlı teyze cevap vermiş : -Dişleri...!!!
Paylaşım için Kiraz Akbulut'sevgili eşime tşk ederim...
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/7/2007 - SİMSİYAH BİR İNSAN
Kalp Hastaları
Ayni kalp rahatsizligiyla ayni kaderi paylasan iki yasli adam ayni odayi da paylasiyorlardi. Tek fark biri cam kenarinda digeri ise duvar dibinde yatiyordu. Cam kenarindaki yasli adam her gün camdan bakarak arkadasina disarisini anlatirdi. - "Bugün deniz sakin, yine de hafif rüzgar var sanirim çünkü uzaktaki teknenin yelkenleri rüzgarla doluyor.
Park bu sabah sakin, iki salincak dolu iki salincak bos, dünkü sevgililer yine geldi, ayni yere oturup konusmaya basladilar, elele tutustular, ne kadarda yakisiyorlar birbirlerine. Erguvan agaçlari ne kadar güzel açmis her yer mor bir renk almis, erik agaçlari da beyaz çiçekleriyle onlara eslik ediyor. Denizin üzerindeki martilar bugünkü yemeklerini ariyorlar, ne güzelde daliyorlar suya" Günler böyle geçip gidiyordu ta ki cam kenarindaki yasli adam kalp krizi geçirene kadar, iste o anda duvar kenarindaki adam dügmeye bassa kurtaracakti arkadasini ama seytana uydu, bunca zamandir sadece dinleyebiliyordu, artik görebilirdi de, iste bunun için dügmeye basmadi ve hemsireyi çagirmadi. Ayni kaderi paylastigi kisiyi ölüme gönderdi, ama o bunun hakli bir savunma oldugunu düsünüyordu. Ertesi gün hastabakicilar ölen yasli adamin yerine kendisini koymaya gelmislerdi. Hemen yataginin yerini degistirdiler, iste o günlerdir bakmak istedigi manzarayi nihayet görecekti. Basini kaldirdi ve pencereden bakti
"Simsiyah bir duvar
Alıntı:Kısmet arkadaşımıza paylaşımı için tşk ederiz...
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/6/2007 - Abraham Lincoln'un, oğlunun öğretmenine yazdığı mektuptan alınmıştır.
OĞLUMUN ÖĞRETMENİNE
Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını. Fakat şunu da öğret ona; her alçağa karşılık bir kahraman, her bencil politikacıya karşılık kendini adamış bir lider vardır. Her düşmana karşılık bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum. Fakat eğer öğretebilirsen ona, kazanılan bir doların bulunan beşinden daha değerli olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona. Bırak erken öğrensin zorbaların görünüşte galip olduklarını. Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona sessiz zamanlar da tanı. Gökyüzündeki kuşların,güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği. Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi. Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşı da sert olmasını öğret ona. Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma. Tüm insanları dinlemesini öğret ona. Fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret. Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini. Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret. Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona. Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret. Ona nazik davran, fakat onu kucaklama. Çünkü ancak ateş çeliği saflaştırır. Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun. Bırak cesur olacak kadar sabrı olsun. Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır. Bu büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsen bir bak bakalım. O, ne kadar iyi, küçük bir insan.Oğlum.
NEŞE AKBAŞ' a tşk ediyoruz...
Abraham Lincoln'un , oğlunun öğretmenine yazdığı mektuptan alınmıştır..
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/6/2007 - GECE İLE GÜNDÜZ...
GECE İLE GÜNDÜZ...
bir bilge kişi çölde öğrencileriyle otururken demiş ki;
-"gece ile gündüzü nasıl ayırt edersiniz? tam olarak ne zaman karanlık başlar nezaman ortalık aydınlanır??"
öğrencilerden biri; -"uzaktaki sürüye bakarım" demiş,"koyunu keçiden ayıramadığım zaman akşam olmuştur"
başka bir öğrenci söz almış ve "hocam" demiş "incir ağcuını zeytin ağacından ayırdığım zaman anlarımki sabah başlamıştır"
bilge kişi uzun süre susmuşş..öğrenciler meraklanmışlar ve "siz nedüşünüyorsunuz hocam?"diye sormuşlar..
bilge kişi şöyle demişş;
-"yürürken karşıma bir kadın çıktığında güzelmi çirkinmi siyahmı beyazmı diye ayırmadan ona "bacım" diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan erkeği zenginmi yoksulmu diye bakmadan milletine ırkına dinine aldırmadan "kardeşim" sayabildiğimde anlarımki sabah olmuştur AYDINLIK başlamıştır..."
Kaynak: http://www.burhanettinakbas.com/ tşk ederiz...
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/6/2007 - BİR BARDAK OLMAYI BIRAKIN BİR GÖL OLMAYA ÇALIŞIN...
BİR BARDAK OLMAYI BIRAKIN BİR GÖL OLMAYA ÇALIŞIN
Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. "Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle "Acı" diye cevap verdi. Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu: "Tadı nasıl?" "Ferahlatıcı" diye cevap verdi genç çırak. "Tuzun tadını aldın mı?" diye sordu yaşlı adam, "Hayır" diye cevapladı çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi: "Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey ıstırap veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."
Kaynak: Neşe Akbaş Katkılarının devamını bekliyor kendisine tşk ediyoruz....
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/6/2007 - SAYILARIN DİLİ
SAYILARIN DİLİ
Eğer "9" canlı olsaydın bile En çok "8" kez kaçabilirdin ölümden Bilki "7" düvele sultan olsan dahi Yerin "6" mekan olacak sana En fazla "5" metre kumaş götürebileceksin Kapatacaksın "4" açsanda gözünü Bu dünya "3" günlük dünya Azrailin yanında "2" kat olup yalvarsanda nafile Elbet "1" gün öleceksin İşte o zaman herşey "0" dan başlayacak
Hayatı birde bu gözle görebilmeniz dileklerimizle...
Kaynak:Neşe akbaş teşekkürlerimizi sunarız...
|
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/6/2007 - HAYATTA HEDEFİNİZ BELLİ OLSUN...
HAYATTA HEDEFİNİZ BELLİ OLSUN 4 Temmuz 1952 gunu 34 yaşında bir kadın, Pasifik Okyanusu'na dalarak, Catalina adasından, 21 mil batısında kalan Kaliforniya'ya doğru yüzmeye başladı. Eğer başarılı olursa, bunu yapan ilk kadın olacaktı. Adı Florence Chadwick olan bu yüzücü, Manş Denizi'ni her iki yönde geçen ilk kadındı. O sabah su, vücudu uyuşturacak kadar soğuktu ve sis o kadar yoğundu ki, beraberindeki tekneleri güçlükle seçebiliyordu. Milyonlarca insan televizyonlarından onu izliyordu, köpekbalıkları ve dondurucu soğuğun etkisini hiçe sayarak 15 saat yüzdü. Yakındaki bir teknede bulunan annesi ve antrenörü, karaya çok yaklaştıklarını ve devam etmesini söyledilerse de o, kendisini sudan çıkarmalarını istedi. Azimli yüzücü, Kaliforniya kıyısına yarım mil kala sudan çıkışının nedenini şöyle açıkladı:
"Karayı görebilseydim, başarabilirdim!"
Vazgeçmesinin nedeni ne yorgunluk, ne de soğuktu... Tek neden,sis yüzünden karayı görememekti. Bu hayatın bir gerceğiydi:
Bir şeyi başarabilmek için, ortada gözle görülür bir hedef olmalıydı!
Alıntı:Kocasinan 75. Yıl Cumhuriyet Anadolu Lisesi
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|