Yasal Uyarı:
Bu sitede bulunan konular ve etkinlikler kişisel görüşlerimizdir yüzde yüz doğruluk garantisi verilmez.Yorum farklılıkları olabilir.Bu noktada çıkabilecek sorunlarda sitemiz sorumlu değildir.Sitemizde etkinlik dışı alıntı resim ve konu bölümleri mevcuttur kaynak gösterimi ile ilgili gözden kaçan yada yazılmayan sayfalar için uyarı yapmanızı rica ederiz gerekli düzeltmeler hemen yapılacaktır. Sitemizdeki etkinlik konularının HER HAKKI SAKLIDIR kaynak gösterilerek kullanılması serbest kaynak gösterilmeden ve direk site sayfasının kopyalanarak yayınlanması yasaktır.DİKKAT:Bilgileri bilgisayarınıza indirmek için dosya menüsünden farklı kaydet yaparak kayıt türü metin dosyasını seçerek bilgileri bilgisayarınıza indirebilirsiniz. ANA SAYFA
Sizden gelen dokümanları artık burada yayınlamaya başlıyoruz.Elinizdeki dokümanları paylaşmak isterseniz aakkbbuulluutt@gmail.comadresine yollayabilirsiniz…
LİSE-1-2-3-4 Word ve Pdf formatlı konular
Lise 1.sınıf coğrafya notları word formatında çok iyi TIKLAYINIZ
PDF notların cevap anahtarı kavram dershanesi notları TIKLAYINIZ
Bu notları indirmenizi tavsiye ediyorum bir çok öğrencimiz için iyi bir kaynak oluşturacak özellikte emek dolu çalışmalardır.Hazırlayan öğretmenlerimize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.Müsaadelerine sığınarak paylaşıma açıyorum.Paylaşım ile ilgili bir sorunda lütfen bildiriniz …
vEnlem farkı arttıkça ve farklı enlemlerden oluştukça bitki örtüsü de çeşitlenir.
vBitki örtüsü iklimin bir nedeni değil iklimin bir sonucudur.
Yeryüzünde Bitki Örtüsünün Dağılışını Etkileyen Faktörler
1-İklimin Etkisi
a)Yağış Faktörü:
Yağış bir yerdeki bitki yoğunluğunu yani bitkilerin ot, çalı veya ağaç olmasını ve bunların miktarının az ya da çok olmasını belirler.
Her bitkinin istediği su miktarı farklıdır. Yağışlı bölgelerde gür bitki toplulukları görülürken kurak bölgelerde bitki örtüsü seyrekleşir, çöllerde kurakçıl ve seyrek bazı otlara ve çalılara rastlanır.
b)Sıcaklık faktörü:
Bitkilerin gelişebilmesi için belli bir sıcaklığın olması gerekir. Sıcaklık bir yerdeki bitki türlerini belirler örneğin ağaçların iğne yada geniş yapraklı olmasını belirler.Sıcak orta kuşakta her tür bitki yetişme alanı bulabilirken soğuk kutup bölgelerinde ve yükseklerde düşük sıcaklık şartları nedeniyle bir çok bitkiye rastlanmaz.
2-Yer Şekillerinin Etkisi
Dağ sıraları ve dağların uzanışı bitki örtüsünün yayılışını etkiler. Kıyıya paralel uzanan dağlar deniz etkisini iç kesimlere sokmadığı için iç kesimler bitki bakımından fakirleşirken, dağların denize bakan yamaçları daha zengin bitki örtüsüne sahip olur.
Yükseklere çıkıldıkça sıcaklıklar azaldığı için bitki örtüsü türü ve yoğunluğu azalır. Belli bir yükseltiden sonra artık bitki yetişmez.
Eğimli yamaçlarda gür bitki örtüsü görülür çünkü düz alanlar insanlar tarafından işgal edilmiştir.
Bakı bitki örtüsünün yayılışında en önemli faktörlerden birisidir. Güneşe dönük yamaçlar uygun sıcaklık şartları sayesinde hem bitki türü hem de bitki yoğunluğu bakımından daha zengindir.
3-Toprak Faktörü
Bitkiler kökleriyle toprakta tutunur ve gıdalarını topraktan alırlar. Bu nedenle yeterli kalınlıkta toprak örtüsü olmayan yerlerde bitkilerde yaşayamaz.
Toprağın yapısı; Toprağın yapısı, üzerinde yetişen bitki türünü belirleyebilir.
Toprağın dokusu; Toprağın sık ya da gevşek oluşu bitki oluşumunu etkiler
4-Biyotik Faktörler
Tarih boyunca insanlar yaşam faaliyetleri nedeniyle çevrelerindeki bitki örtüsünü sürekli değiştirmişlerdir. İnsanların bitki örtüsü üzerindeki etkileri daha çok olumsuz olmuştur.
İnsanlar, çeşitli açılardan bitki örtüsü üzerinde etkili olmuştur.
Olumsuz etkiler
Savaşlar, Tarım alanı açma, Yakacak ihtiyacı, Orman yangınları, Hayvan otlatma, Yol yapımı, Orman alanlarını imara açma, Sanayileşme
Olumlu Etkiler
Bitki türlerinin yayılması, Bitki türlerinin korunması, Bitki türlerinin geliştirilmesi, Çeşitli hayvan türleri bitkilerin farklı yörelere taşınması sayesinde bitki yayılışına etkide bulunur. Bitkilerin tozlaşmasına katkıları vardır (Meyve bahçelerinde arı bulundurulması)
BİTKİ TOPLULUKLARININ COĞRAFİ DAĞILIŞI
Ekvatoral yağmur ormanları
Amazon Havzası, Senegal’den Gine körfezine kadar olan saha Kongo Havzası, Güneydoğu Asya adaları
Muson Ormanları
Güneydoğu ve Doğu Asya’da Hindistan, Japonya, Tayland, Vietnam,Endonezya, Doğu Çin,Kore, Avustralya’nın kuzeybatısı, Filipinler, Güneydoğu Afrika
Orta Kuşağın Karışık Ormanları
Batı Rüzgarları sebebiyle Ilıman Kuşak karalarının batısında görülür (Batı ve K.Batı Avrupa, Amerika’nın batısı). Yurdumuzda ise Karadeniz kıyılarında etkilidir
Tayga Ormanları
Deniz etkisinden uzak kara içlerinde ve ılıman kuşak karalarının doğu kıyılarında (soğuk su akıntısından dolayı) görülür. Orta ve doğu Avrupa Asya’nın kuzeyi(Sibirya) Kanada ve ABD nin kuzeyinde görülür.
Maki
Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler(Libya, Mısır ve Lübnan hariç. Buralarda görülmeme sebebi yer şekillerinin engebesiz olmasıdır.), Avustralya’nın güneybatısı, G. Afrika Cumhuriyetinde Kap bölgesi, Şili’nin orta kesimleriKuzey Amerika’da Kaliforniya çevresinde etkilidir.
En geniş anlamıyla 30-40 derece enlemleri arasında kıtaların özellikle batı kıyıları
Savan
Güney ve Orta Afrika, Sudan,Güney Amerika‘da Brezilya’daVenezüella, Kolombiya, Peru ve Bolivya’da etkilidir. Ekvatoral iklim ile çöl iklimi arasında (10-20° kuzey ve güney enlemleri arasında görülü
Bozkır(Step) Sıcak ve ılıman kuşak kara içlerinde görülür. Yurdumuzda İç Anadolu Bölgesinde ve Ergene Bölümünde görülen karasal iklim buna örnektir.
Çayır
Batı Rüzgarları sebebiyle Ilıman Kuşak karalarının batısında görülür (Batı ve K.Batı Avrupa, Amerika’nın batısı). Alpin çayırlar dağların yüksek kesimlerinde görülür
Grönland adasının kıyı kesimleri.Yaklaşık olarak 70-80 enlemleri çevresinde görülür.Güney yarımküredeki etki alanı KYK dekine oranla çok azdır bunun nedeni GYK de okyanusların geniş alan kaplamasıdır.
Ormanların temel unsuru ağaçtır. Ağaçların oluşturduğu topluluklara orman denir.
Yağış, sıcaklık ve toprak şartlarının elverişli, yetişme devresinin uzun olduğu her yerde ağaç yetişir. Yağış azlığı, şiddetli buharlaşma ağaç yetişmesine engel olur. Ormanların temel unsurudur.
Karakteristik özellikleri, kışın yapraklarını dökmemeleri ve yaz kuraklığına dayanıklı olmak için yaprak, gövde ve kök sistemlerinin su kaybını önleyecek yapıda olmalarıdır. Genelde Akdeniz ikliminin hakim olduğu yerlerde ve orman tahribinin yoğun olduğu sahalarda ince gövdeli, sert, bazen kenarları dikensi, cilalı daimi yeşil yapraklı 2-3 m. boyları olan, çalı görünüşlü ya da ağaççık şeklindeki bitki toplulukları maki formasyonu olarak adlandırılır.
Garig formasyonu, Akdeniz ikliminin hakim olduğu alanlarda ancak toprak şartlarının daha elverişsiz eğimlerin daha fazla ve yağışların daha az olduğu kesimlerde ayrıca makilerin tahrip olduğu sahalarda görülür.. Bunlar son derece kurakçıl bitki topluluklarıdır. Başlıca türleri kermez meşesi, akçakesme, kekik, adaçayı,laden, katran ardıçı ve gevendir.
Psödomaki(Yalancı maki-yalancı çalı)
Ormanların tahrip edildiği yerlerde oluşan yalancı çalıtürleridir. Kışın yapraklarını dökerler.
Ot Formasyonu
İklim,toprak ve yer şekilleri gibi şartların ağaç yetişmesine olanak vermediği yerlerde, belirli zamanlarda yağan yağışa veya tamamı toprağın derinliklerine sızmayan suya bağlı olarak yetişen ot cinsinden bitkilerin oluşturduğu topluluktur.
Savan
Savanlar uzun süre yeşil kalan , gür ve uzun boylu ot topluluklarıdır. Savan bitki örtüsü içinde yer altı sularının yüzeye çıktığı yerlerde ve akarsu boylarında ormanlar görülür.
Kurak mevsimin uzun sürdüğü tropikal bölgelerde görülen, tek tük ağaçlar serpili büyük çayırlardan oluşan bitki topluluğu, Güney Afrika'da ve Doğu Afrika'da başlıca bitki topluluğu olan, boyları yer yer iki metreyi bulabilen köksaplı bitkilerden ve buğdaygillerden oluşur.
Step(Bozkır)
İlkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz başlarında kuruyan küçük boylu ot topluluğudur.
Bozkır bitki örtüsü içinde geven , deve dikeni, gelincik, çoban yastığı gibi bitkiler yer almaktadır. Yağışların daha az mevsimler arasındaki sıcaklık farklarının daha fazla olduğu alanlar ot formasyonunun geliştiği sahalardır.
Steplerin bir kısmı doğal olurken bir kısmı da ormanların insanlar tarafından tahribi sonucu ortaya çıkmıştır. (Bu şekilde oluşan bozkıra Antropojen Bozkır denir)İç Anadolunun orta bölümü (Konya ve Ereğli havzaları, Tuz gölü çevreleri) asıl step sahasıdır. Step formasyonunun gelişme gösterdiği bu bölümde yağışlar 250 mm. altına düşer.
Bu sahada görülen bitkiler kendilerini kurak şartlara son derece adapte etmişler ve keçe gibi tüylü dikenli, az yapraklıdırlar.
Çayır
Çayırlar genellikle düz ve taban suyu yüksek olan taban arazilerde teşekkül etmişlerdir. Toprak uzun süre nemli olduğundan bitki örtüleri sık ve yüksek boyludur.
Sık ve yüksek boylu olan bitki örtüleri sıkı bir çim kapağı meydana getirerek toprağı sıkıca tutar.
Aktif büyüme döneminde yapraklar tüm yüzeyi kapatır.
Biçilerek değerlendirilen bu alanlardan elde edilen ot kış aylarında hayvanlara verilir.
Alpin Çayırlar
Genellikle dağların yüksek kesimlerinde orman örtüsünün üst sınırından sonra ortaya çıkan ot örtüsüdürolarak bilinir. Ülkemizde Alpin çayırlar dağların 2100 m. den sonraki kesimlerde görülmeye başlar.
İlkbahar ve yaz mevsimlerinde karların erimesi ile ortaya çıkan bu çayırlar rengarenk açan çiçekleri yanında yer yer de1 m.'yi bulan uzun boyları ile dikkat çekerler.
Tundra
Yosun ,ot ve cılız çalılıklardan oluşan bitki örtüsüdür. Tundra, kutba en yakın bitki örtüsüdür.
Kuzey ülkelerinde rastlanan, yapısına likenlerin de katıldığı bodur ot toplulukları. Tundralar yılın dörtte üçünden uzun bir süre karlarla örtülü kalır. Bunun için kutup bölgesi dışında yetişen bazı ağaçlara burada ancak bodur çalılar halinde rastlanır. Kutup söğüdü ve bodur huş bunlara misal verilebilir.
Hakim bitki topluluklarını karayosunları ve likenler (Ren geyiği likenleri vs.) meydana getirir.
Tarihe giriş ,tarih biliminin özellikleriTIKLAYINIZ Tarihin başlangıcı ve tarih çağlarıTIKLAYINIZ İlk Çağ medeniyetleri TIKLAYINIZ Orta Asya Türk TarihiTIKLAYINIZ İslam TarihiTIKLAYINIZ İlk Müslüman Türk DevletleriTIKLAYINIZ Anadolu'da kurulan ilk Türk Beylikleri ve Anadolu Selçuklu DevletiTIKLAYINIZ Türk İslam Devletlerinde Kültür ve MedeniyetTIKLAYINIZ Ortaçağ Avrupa TarihiTIKLAYINIZ Yeni Çağda AvrupaTIKLAYINIZ Yakın Çağ'da AvrupaTIKLAYINIZ Osmanlı Devleti Kuruluş DönemiTIKLAYINIZ Osmanlı Devleti Yükselme DönemiTIKLAYINIZ Osmanlı Devleti Duraklama DönemiTIKLAYINIZ Osmanlı Devleti Gerileme DönemiTIKLAYINIZ Osmanlı Devleti Dağılma DönemiTIKLAYINIZ Osmanlı Devleti Kültür ve Medeniyet (1) TIKLAYINIZ Osmanlı Devleti Kültür ve Medeniyet (2)TIKLAYINIZ Osmanlı Devleti Demokratikleşme ÇabalarıTIKLAYINIZ Trablusgarp ve Balkan Savaşları TIKLAYINIZ 1.Dünya SavaşıTIKLAYINIZ Mondros Ateşkes AntlaşmasıTIKLAYINIZ İzmir'in İşgaliTIKLAYINIZ Mustafa Kemal'in HayatıTIKLAYINIZ Kongreler DönemiTIKLAYINIZ Son Osmanlı Mebusan Meclisi - Misaki Milli -TBMM açılışıTIKLAYINIZ Sevr Barış AntlaşmasıTIKLAYINIZ
Çeşitli minerallerden ve organik maddelerden oluşan katı, doğal maddelereTAŞya daKAYAÇdenir. Kayaçlar genelde iki veya daha fazla mineralin bir araya gelmesiyle oluşur.Yer üstünde ve içinde bulunan tüm taşların kökeni mağmadır. Bir nehir kenarında gezerken kumlar arasındaki çakılların renk veşekil bakımından çok farklıolduğunu görürüz. Bu durum bize kayaların farklıortamlarda oluştuğunu gösterir. Örneğin bazı kayalar göl ve deniziçerisinde çökelip oluşurken, bazılarıda magmanın hızlı bir şekilde soğuması ile oluşmaktadır.
İnsanlarilkçağlardan beri bu kayaları, kesici av aletleri, süs eşyaları, kap kacak ya da mesken yapımıgibi çok farklıalanlarda kullanmışlardır. Bugünde kayaçlarhayatımızda çok farklı alanlarda kullanılmaktadır. Kayaların Yer Şekillerine Etkileri Kaya ne kadar sert olursa aşınmaya karşı o kadar dirençli olur. Örneğinbazaltya da granitgibi dirençli kayalar üzerinde daha dik yer şekilleri gelişirken, kum taşı ve marngibi yumuşak kayaçların bulunduğu sahalarda daha düz ya da basık şekiller oluşmaktadır. Vadi kenarlarındadirençli kayaların bulunduklarıyerlerde dahadikyamaçlar bulunurken, yumuşak kayaçların bulundukları yerlerde daha eğimli yamaçlar yer alır.
Geçirimli kayaçlar içinden suyun geçmesine olanak sağlar. Geçirimsiz kayaçlar ise suyun sızmasınıengelledikleri için buralarda yüzeysel akış oldukçafazladır.Kireç taşı, dolomit, jips ve anhidritgibi eriyebilen kayaçlarınbulunduklarısaha dayeraltısularının etkisiyle karstik şekiller gelişmektedir. Kayalar ve Mineraller
Yer kabuğu içerisinde yeralan elementler bir araya gelerekmineralleri oluşturmaktadır. Minerallerin katıhalde bir araya gelmesiyle kayaçlar oluşmaktadır.Kayaçlar genellikle ikiya da daha fazla mineralinbir araya gelmesinden oluşur.
Örneğin:granit; kuvars, mika ve feldspattan oluşan bir kayaçtır. Bununlabirlikteyalnızbir mineralden oluşan kayaçlar da vardır. Kalker sadece kalsiyum karbonat(CaCO3) mineralinden oluşmaktadır. Yer kabuğundaki kayaçlardan birçoğu milyonlarca yılsüren bir süreçle oluşmuştur. Ancak volkanik sahalarda püskürerek yeryüzüne çıkan lavlar atmosfer ile temas ederek kısa bir zamanda katılaşıp volkanik kayaçları oluşturur.
Katılaşım kayaçlar mantodan gelen yüksek sıcaklıkta, eriyik haldeki magmanın, yerkabuğu içerisinde ya da yeryüzüne çıkarak soğuması ile oluşur. Magma soğurken genellikle çeşitli kristaller meydana getirir. Katılaşım kayaçları oluştuğu yere göre İç Püskürükler ve Dış Püskürükler diye ikiye ayrılır
a. İç Püskürük Kayaçlar (Plütonik Kayaçlar):
İç püskürük kayaçlar magmanınyerkabuğunun derinliklerinde soğumasıyla oluşmaktadır.Granit, diyorit vegabrobaşlıcalarıdır. Granit, bunlar içinde en yaygın olanıdır.
Yerkabuğuiçinde yavaş yavaş soğuyan magma iri kristaller geliştirir. Elinize bir granit aldığınızda kendisini oluşturan kuvars, feldspat ve mikalarıçıplakgözle ayırt edebilirsini
GRANİT SİYANİT İç püskürükleryer kabuğunun 2km den daha derinde oluşmaktadır. Bugün üzerindeki kalın örtülerin aşınarak ortadan kalkmasıile iç püskürükler yeryüzünde görülmektedir.Asit bileşimli bir iç püskürük kaya olan granitler üzerinde de ilginç yer şekillerigelişmektedir. Nemli iklim bölgelerinde dirençli bir kaya olan granitler, nemli iklimbölgelerinde ise zayıf bir kayaca dönüşür. Bu kayaçlar içerisinde yer alan feldspatlar su ile temas edince kolayca çözünmeye uğrar. Bu kayalar üzerinde nemli iklimbölgelerindetor topografyasıadıverilen yer şekilleri gelişir. Tor topografyasına İskoçya’nınkuzeyindeyaygın olarak rastlanılır.Türkiye’de Uludağüzerinde de tor topografyasına rastlanmaktadır.
b. Dış Püskürük Kayaçlar: Dış püskürükler, yüzeye kadar ulaşan magmanın yeryüzünde soğuması ile oluşmaktadır.Bazalt,andezit veriyolitbaşlıca dışpüskürükkayaçlarıdır. Ayrıcavolkan camı (obsidiyen), sünger taşı ve tüflerde yeryüzünde magmanın soğuması ile oluşur.
Dış püskürük kayaçlar yeryüzünde hızlı bir şekilde soğuduğu için ince kristallidir. Örneğin: bir bazaltıelinize aldığınızda onu oluşturan kristalleri gözle ayırt etmeniz zordur. Ya da obsidiyen çok hızlı soğuduğu için kristal yapısı geliştiremez ve camsı doku kazanır. ANDEZİT BAZALT En yaygınrastlanan örneği bazalttır.Hindistan’daki Dekan Platosu ve Doğu Anadolu’da ki platolar genellikle bazalt lavları üzerinde oluşmuş platolardır. Andezit veya riyolitgibi içerisindesilisyum oranıyüksek olanasit magma yapışkan özellikte olduğu için daha eğimli ve yalçın topografyalar oluşturur. Örneğin dikyamaçlı volkan konileri genellikle asit magmadan oluşur.
Volkanik faaliyetlersırasında çıkantüfler aşınmaya karşı dirençli değildir.Bu kayaçlar
içerinde volkanik faaliyet sırasında gelip düşen bazalt ya da ignimbirit gibi kayaçlar aşınmaya karşıdirençlidir.Bu malzemelerin kalın tabakalar oluşturduğu sahalarda karasular ve sel sularının aşındırmasısonucundaperibacalarıoluşmaktadır.
Peribacalarının en gelişmiş örneklerineTürkiye’de İç Anadolu’da Ürgüp, Göreme, Avanos ve Uçhisar çevresinde yaygınolarak bulunur. Burada yer alan Erciyes veHasandağı’ndan çıkan kül ve tüfler üzerinde peribacaları oluşmuştur. PÜSKÜRÜK KAYAÇLARIN ÖZELLİKLERİ ÞYapıları kristallidir. ÞTabakalaşma yoktur. Þİçlerinde fosil bulundurmazlar. ÞKütleler halindedir. ÞAsitten etkilenmezler. Katılaşım Kayaçlarının Kullanımı Birçok katılaşım kayacı sert, yoğun ve dayanıklı olduğu için tarihi devirlerde insanlar tarafından yaygınolarak kullanılmıştır. Önceleri volkan camıparçalarıok ve mızrak ucu olarakkullanılmış, daha sonra ise heykel yapımında ve konut yapımında katılaşım kayaçları kullanılmıştır. Bugün de özellikle iç püskürük kayaçları işlendikten sonra zemin kaplaması olarak tercih edilmektedir. Ayrıca sünger taşı hafif olduğu için,perlit ise ısıyalıtımına uygun olduğu için inşaatlarda yaygınolarak kullanılmaktadır.
Perlit
2. TORTUL KAYALAR (Sedimanter Kayaçlar) Yeryüzünde bulunan kayaçların tümüdışkuvvetler tarafından ayrıştırılarak tahripedilmektedir. Erozyon, akarsular ve rüzgârlar yardımıyla parçalanarak ayrışmış olan bu kaya parçalarının taşınmasıdır. Kaya parçacıklarını taşıyanakarsu ya da rüzgâr gücünün tükendiği yerde bu tortulları biriktirmeye başlamaktadır. Şayet taşıyıcı güç su ise tortulları ve kaya parçalarını göl ya da denizlere ulaştırmaktadır. Tortular taşınıp biriktirildikten sonra çimentolaşma süreçleri ile tortul kayaçlar meydana gelmektedir.
Tortulanmada kaya parçalarının yanında canlı kabukları, bitki artıkları ve diğer canlı artıktan da birikmektedir. Zamanla bu canlı artıklarıtortul kayalar içindeki fosilleri oluşturmaktadır. Gevşek olan tortultabakalar, milyonlarca yıllık dönemde üzerlerine gelen diğer tabakaların ağırlığıaltında kalarak sıkışmaktadır. Üst üste biriken tortullar yeni tabakalar oluşturmakta ve bu tabakalar, alttakilerisıkıştırarak yoğunluğunu artırmaktadır. Tortulanma alanlarındayoğunlaşma ile birlikte su içerisinde eriyik halde bulunan minerallertortulların arasına sızmaktadır. Çimentolaşma suda çözünmüş olan minerallerin tortulların arasında kristalleşerek onları birbirine bağlaması işlemidir. Tortul kayaçlar,kayacıoluşturan tortul tipine göre sınıflandırmaktadır. Kırıntılı (mekanik), organik ve kimyasal olmak üzere üç büyük grup tortulkayaçvardır. Bu tortul kayaç gruplarının her biri farklı süreçlerden geçerek oluşmuştur. TORTUL KAYAÇLARINÖZELLİKLERİ ÞKristalli bir yapıya sahip değildirler. ÞTabakalıdırlar. ÞFosil bulundururlar. a. Kırıntılı Tortul Kayaçlar Dış kuvvetlerin etkisiyle parçalanan diğerkayaçların oluşan kırıntılarınbir araya gelerek çimentolaşmasısonucunda kırıntılı tortul kayaçlar oluşmaktadır. Tortullar arasına giren çimento isekil ya da kalkerdir.Kil parçacıklarının taşlaşmasıyla kil taşı, kum taneciklerinin taşlaşmasıylakumtaşı,çakılların taşlaşması ile de konglomeraoluşmaktadır.
KİL TAŞI KUM TAŞI b. Organik Tortul Kayaçlar
Organik tortul kayaçlar, bitki ve hayvan kalıntılarının tabakalar halinde birikmesiyle oluşmaktadır. Bunların en bilinen örnekleritaş kömürü, linyit, tebeşir ve mercanlardır.Bitki artıklarıbir araya gelerekkömürleri oluşturmaktadır. Kömürlerden antrasit en eski olanıdır. Paleozoyik sonlarında taş kömürü, Tersiyerde linyit, Kuvaternerde ise turba oluşmuştur.
Kömür mercan tebeşir Mercanlarsu sıcaklığının 20°C nin üzerinde olan sığ ve berrak denizlerde yaşayan canlılarıniskeletlerinin birikmesiyle oluşmaktadır. Tebeşir isemikroskobik deniz hayvanlarınınkalker kabuk ve iskeletlerinden meydana gelmiş dayanıksız, bir kayaçtır. Gerek kimyasal gerekse mekanik aşınımsonucu kolaylıkla parçalanır. Üzerinde karstik yer şekilleri gelişebilir. c. Kimyasal Tortul Kayaçlar Suyun içinde erimiş halde bulunan maddelerin çökelmesiyle oluşmaktadır. Kireç taşı, göllerde, denizlerde veyeraltısularında yaygın olarakbulunankirecinçökelmesiyle oluşmaktadır. Kimyasal kayaçlar Kireçtaşı (kalker), traverten, kayatuzu, jips (alçı taşı) ve dolomitörnek verilebilir.
KALKER TRAVERTEN JİPS(Alçı Taşı) Kimyasal tortul kayaçlar su ile temasa geçince kolayca çözünmektedir. Bundan dolayınemli ve sıcak iklim koşullarıaltında kimyasal tortul kayaçların bulunduğu sahalarda lapya, dolin, uvala, obruk ve polye gibi karstik şekiller oluşmaktadır. Karstik şekiller özellikle saf ve kalın kireç taşlarıüzerinde daha iyigelişme göstermektedir. Jips, anhidrit ve kaya tuzlarıüzerinde oluşan karstik şekillerise kolaycatahrip olmaktadır. Tortul Kayaçların Kullanımı
Kumtaşıve kireç taşınıyüzyıllardırinşaat malzemesi olarakkullanılmaktadır.Gerçekten de birçoktarihi yapıda yaygın olarak bu kayaçlara rastlanılmaktadır.Ayrıca kireç taşı ve kil taşı çimento, jips ise alçı yapımı için sanayide kullanılmaktadır. Kömür ise ısınma amaçlı kullanılmaktadır. 3. BAŞKALAŞIM KAYAÇLARI Yerin derinliklerindekiyüksek sıcaklık ve basınçkoşulları altında kayaların değişimeuğramasınametamorfizmadenir. Meta "değişim" morfo "şekil" anlamına gelir. Bir kaya metamorfizmaya uğrayınca görünümü, bileşimi, kristal yapısı ve mineral içeriğideğişir.
Başkalaşım kayalarıtortul ya da volkanik kayaların metamorfizma geçirmesi sonucunda oluşur. Yer kabuğundaki hareketler sonucunda bir kayaderinlere doğru iner. Burada mantodan gelen sıcaklık ve üzerindeki büyükbasınçkayaların başkalaşmasına neden olur. Yüksek sıcaklıkve basınç altında kalan kayaların mineralleri ince tabakalarhalinde
dizilerek yapraklı bir yapı kazanır. Kırıldıklarında ince katmanlara ayrılır. Şist, gnays
ve arduaz yapraklı bir yapı kazanmıştır.
Metamorfizmasonucundakireçtaşı(kalker) mermere, kil taşışiste, granit gnaysa, kumtaşı kuvarsite ve taş kömürü ise elmasadönüşmektedir.
Granit Gnays'a dönüşür. Kömür Elmas'a dönüşür.
BAŞKALAŞMIŞ KAYAÇLARIN ÖZELLİKLERİ
ÞTabakalar halindedir.
ÞSert bir yapıya sahiptirler.
ÞFosil bulundurmazlar.
Başkalaşım Kayaçlarının Kullanımı
Mermer ve arduaz en çok kullanılan iki başkalaşım kayacıdır. Mermer birçok mimar ve heykeltıraşın eserlerinde yaygınolarak kullanmaktadır. Hindistan'ınAgra kentindeki sanat şaheserlerinden biri olan Taç Mahal bunlardan biridir.
Yapraklı bir yapıdaolması sebebiyle arduaz zemin, çatı ve kaldırım kaplaması olarak
kullanılmaktadır. Ayrıca gri, siyah, kırmızı ve mor gibi renklere sahip olan arduaz
binalarda dekor malzemesi olarak da kullanılmaktadır.
KAYA DÖNGÜSÜ
Jeolojik zamanlarda milyonlarca yıl içerisinde bu üç sınıfkayaç birbirlerine
dönüşmektedir. Kayaç döngüsü de denilen bu olayda mevcut kayaçlar derinlere doğru inerek eriyip magma haline gelir. Sonra bu magma yerkabuğu içinde veya yeryüzüne çıkıpsoğuyarak katılaşım kayaçlarını oluşturur. Çözülme ve erozyonlayeryüzündeki kayaçlar parçalanıp, taşınıp tabakalar halinde biriktirilerek tortul kayaçları oluşturur.
Herhangi bir yamacın, bir kısmının kayarak aşağıya doğru yer değiştirmesine yer göçmesi ya da heyelan denir. Eğer, ana kaya üzerinden yalnızca toprak örtüsü kayıyorsa, buna da yer kayması adı verilir.
Yer Göçmeleri ve Yer kaymalarını oluşturan etkenler
a. Fazla eğim: Yer göçmeleri ve kaymalarına etki eden en önemli faktör eğimdir. Düz bir arazide diğer şartlar olsa bile heyelan olayı gerçekleşmez. Vadilerle çok yarılmış dik yamaçlı yerlerde, göçmeler daha çok ve daha sık görülür.
b. Şiddetli yağış: Yağışlarla yeryüzüne düşen sular, toprak arasına sızar. Bu durum sürtünmeyi azaltır. Bünyesine su alan topraklar kayganlaşır. Göçmelerin ve kaymaların, çoğunlukla sürekli bol yağışların düştüğü ve karların eridiği dönemlerde meydana gelmesinin sebebi budur.
c. Yerçekimi: Yer kaymaları ve göçmelerini harekete geçiren kuvvet yerçekimidir. Kuvvetli yerçekimi, toprak tabakalarının aşağılara doğru kaymasında etkilidir.
d. Tabakaların durumu: Tabakaların eğiminin yamaç eğimine paralel olduğu yerlerde heyelan daha kolay olur. Tabakalar eğime dik ise, bu durumda heyelan olma ihtimali azalır. Daha çok toprak kayması görülür.
e. Kayanın ve toprağın cinsi: Kayalar ve topraklar farklı dirençtedir. Bazıları kolay, bazıları da zor aşınıp koparlar. Bazıları ise, bünyesine suyun hepsini alarak kayma için elverişli bir ortam hazırlar.
Türkiye’de yer göçmeleri ve kaymalar
Türkiye’de yer göçmeleri ve kaymalar en çok Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Doğu Karadeniz Bölümü’nde görülür. Sürmene, Of, Geyve, Sera, Çatak ve Senirkent heyelanları ülkemizde son elli yılda meydana gelen birçok yer göçmesinin başlıcalarıdır.
İklim olaylarına bağlı olarak, kar erimeleri ve yağmur şeklindeki yağışlardan dolayı, en fazla heyelan ilkbaharda, en az heyelan yaz ve sonbahar mevsimlerinde görülmektedir.
Yer göçmeleri yeryüzü şekillerinde değişiklik yapar. Örneğin, Tortum Gölü, eski bir tarihte yer göçmesi sonucu, Tortum Çayı vadisinin tıkanmasıyla oluşmuştur. Trabzon’un batısındaki Sera Gölü de 1950 yılındaki bir yer göçmesi sonucu meydana gelmiştir.
vYazının içadı ile başlayıp Kavimler Göçüne kadar süren zamandır. vBu çağda çok tanrılı dinler hakimdir. vBunun yanında Musevilik ve Hrıstiyanlık bu çağda gelmiştir. vSiyası yapı olarak şehir devletleri merkezi krallıklar ve imparatorluklar görülür. vYönetim şekli ise teokratik, demokratik oligarşi, mutlakıyetler görülür. vHalk sınıflara ayrılmıştır. vEkonomik ilişkiler gelişmiştir. vİpek baharat ve kral yolları etkindir. vPozitif ilimlerde gelişme olmuş yeni icatlar bulunmuştur. vPara takvim alfabe bu çağda bulunmuştur. vİlk büyük imparatorluklar (Roma Pers İskender) bu çağda kurulmuştur. vToplumsal ilişkiler toplumu etkileyen olaylar yavaş geliştiği için bu çağ uzun sürmüştür. ÇİN MEDENİYETİ vDünyanın en uzun tarihine sahip bir medeniyettir. vGeçmişlerine ait en eski yazılı belgeler Çin medeniyetindedir. vTürk, Moğol,Tunguz ve Tibet medeniyetlerinden etkilenmişlerdir. vTek bir kavmin medeniyeti değildir. vDışarıdan gelen kavimler buraya yerleşmiş zaman içinde Çinleşmişlerdir. vM.Ö 3. yılın başlarında millileşmişlerdir. vDaha sonra 22 sülale Çin de sırasıyla hüküm sürmüştür. vBuların arasında 2 de Türk sülalesi vardır. vHunların baskısı sonucu Çin Seddi yapmışlardır.MÖ.214 vAskeri açıdan Türklerden etkilenmişlerdir. vKendilerine has bir yazı kullanan Çinliler (resim yazısı) M.Ö.105 kağıdı mürekkebi M.Ö.650 de ağaçtan matbaayıkullanmışlardır. vAyrıca dönem pusula ,barut, ipek, ipek böcekçiliği Çin porselenini de bulmuşlardır vÇin ipek yolunun başlangıcıdır. vİpek yolu ve Asya hakimiyeti için Çinliler ile Türkler büyük mücadeleler yapmışlardır. vÇin de Gök Tanrı, Budizim, Konfücyüs ,Taoculuk din olarak yaygındır. vTapınak mimarisi gelişmiştir. vHalk asiller ve köylüler olarak sınıflara ayrılmıştır. HİNT MEDENİYETİ vHint tarihi taş devrine kadar gider. vİlk medeniyetleri indus nehri yakınlarında Sind adı altında kurulmuştur. vVerimli toprakları ve ikliminden dolayı sıksık istilalara uğramıştır. vBirçok kavim gelip buraya yerleşmiştir. vSıksık istilalardan dolayı ve Hindistan’ın coğrafi yapısından dolayı burada millileşme olmamıştır. vMÖ 8yy. Ariler buraya gelerek burada Kast sistemi denilen sınıf sistemini kurmuşlardır vÇok sert bir sınıf sistemi olan kast Hindistan da millileşmeyi zaten yok eden sebeplere eklenmiş ve millileşme tamamen ortadan kalkmıştır. vBu sistemde halk; vBrahmalar-din adamları vKşatyalar-soylular askerler vVaysiyalar-sanatkarlar tüccarlar orta tabaka vSüdralar-işciler alt tabaka vParyalar-köleler kast dışı sınıf vsınıflara ayrılmıştı. vBurada mani ve buda dinleri ağırlıklıdır. vGaznelilerle İslam gelmiştir vKast sistemine darbe vurmuştur. vHindistan da Türk yönetimini başlatmıştır. vBaharat yolu buradan başlar. MEZEPOTAMYA MEDENİYETİ vKelime manası ikinehir arasI olan Mezopotamya Güney Doğu Toroslardan Basraya kadar olan Fırat Dicle arasındaki topraktır. vYukarı ve aşağı olmak üzere ikiye ayrılır. vMÖ.4 binlerde insanlar buraya yerleşerek bataklıkları kurutmuşlardır. vBuranın verimli topraklara sahip olması coğrafi olarak kendisini korumaması buranan sıksık istilalara sahne olmasına neden olmuştur. vTaş olmadığı için kerpiçten eserler yapıldı. vBu iki sebepten dolayı günümüze kadar pek fazla eser gelmemiştir. vYunan,Helen,Anadolu ve Mısır medeniyetlerini etkilemiştir. vMezopotamya medeniyetini Sümerler başlatmıştır. SÜMERLER vMezepotamya’ya MÖ 4000 lerdeOrta Asya’dan gediler. vTapınakları etrafına MÖ 3000 lerde ilk şehir devletlerini kurdular. vUr,Uruk;Kiş,Lagaş,Umma,Lippur,Larsa gibi. vBu şehir devletleri asla birlik sağlayamadı birbirleriyle mücadele ettiler. vTüm Sümer ülkesini egemenliği altına alırsa Lugal Kalma denirdi. vAyrıca aksakallılar denilen bir meclis kralın yanında olurdu. vMÖ 3000 ler de civi yazısını buldular. vBöylece dünya tarih çağlarına Mezopotamya da girdi. vUr sitesi kralı Urukagina rahiplerin somürüsüne karşı tarihde bilinen ilk ihtilali yaptı. vYine aynı kişi bilinen ilk kanunları yaptı. vBu kanunlar dünyanın ilk yazılı kanunlarıdır. vÇok tanrılı dine inanmışlar ve önceleri olmasına rağmen Samilerden etkilendiler veahiret inancları kaybettiler. vKrallar rahip kraldır. vTapınaklarına Ziggurat adı verilir. vBunlar gözlemevi ve soğuk hava deposu olarak kullanırlardı. vTarihin ilk bilinen destanları Gılgamış.Yaradılış,Tufan destanı bunlara aittir. vBunlardan günümüze Akbabalar sütünü kalmıştır. vAkat kralı Sargon tarafından yıkılmışlardır. vEkonomik yaşam tarıma dayalıdır. vDört işlemi 60 tabanlı sayı sistemini,bir saatin 60 dakikabir dakika 60 saniye bir hafta 7 gün olarak hesaplamışlardır. vAy yılını esas alan takvimi bulmuşlardır. BABİLLER vMÖ 2000 lerde Samilerin bir kolu olan Ammurlar tarafından kurulmuşlardır. vTarihleri 1.Babil ve ll.Babil devleti olarakiki aşamalıdır. vBu medeniyet en parlak dönemini Hammurrabi zamanında yaşadı. vOnun döneminde bütün Mezopotamya ele geçirildi. vHammurrabi Sümer kanunlarından ve sami geleneklerinden yararlanarak kendi kanunlarını yaptı. vSistemli hale getirilen kanunlarda kıssasa kısasa önem verdi. vBu kanunlar daha sonra başta Yunanistan olmak üzere tüm önasyayı etkilemiştir. vSümer kanunları küçük bir bölgeyi idare etmek için yazılmış olup babil kanunları daha geniş bir bölgeyi idara etmek için yazılmıştır. vBu kanunlarda kişi ve toplum kanunları ayrılmıştır. vHammurrabi iktidarını yasalara ve orduya dayandırdı. vBöylece tarihin ilk mutlak krallığını oluşturdu. vTanrı kral yerine adaletin veya iyilik sever kral anlayışını benimseyerek dünyevi anlayışa önem verdi. vl.Babil devletini Hititler yıktı. vDaha sonra ll.Babil devleti kuruldu. vYahudilerle mücadele etti.onların elinden Küdüsü aldı ve onları Babsile sürgüne gönderdi. vll.Babil devleti Suriye için Mısırla savaştın. vBabil Kulesi ve Babil Asma Bahçeleri bunların eserleridir. vBurçları güneş saatiniay ve güneş tutulmalarını hesaplamışlardır. ASURLAR vSami ve Subariler tarafından MÖ 200-612 yılları arasında yukarı Mezopotamya da kurulmuşlardır. vKurucuları Sargondur. vBaşkentleri Kral Yolunun bittiği Ninova’dır. vAssurbanipal zamanındaSuriye;Filistin,Mısır,İran,Kıbrıs,Anadolunun vTicaretle uğraştılar.Anadoluda Kültepeyi (Kaniş) ticaretkolonisi olarak kullandılar .Bu sayede Mezepatamyamedeniyetini yaydılar. vYazıyıda Anadoluya (Hititlere) böyle (Ticaret sayesinde) getirdiler vHammurrabiden daha sert kanunlar yaptılar. vSüvari birlikleri kurdulular. vArşivciliği ve kütüphaneciliği başlattılar. MISIR MEDENİYETİ
vBu medeniyet Nil Nehrinin etrafında doğmuştur. vMısırın coğrafi konumundan dolayı pek istilalara uğramamıştır. vBu da Mısır’daki devletlerin uzun ömürlü olmasını sağlamıştır. vDış medeniyetlerden pek etkilenmemiş ama etkilemiştir. vMısır medeniyetini Samiler ve hamiler tarafından kurulmuşlardır. vMısırdaki yöneticilere Firavun denir ve tanrı krallardır. vŞehirlere nom veye nomus denilmiştir. vDaha sonra Perslerin istilasına uğradılar. vMÖ 333 İskender Mısırı işgal etti ve buradaki devleti yıktı. vMısırlılar 1286 da Hititlerle kadeş savaşını Suriye için savaştılar ve 1280 de Kadeş antlaşmasını imzaladılar. vBu antlaşma tarihde bilinen ilk antlaşmadır. vResim Edebiyat,Bilimsel gelişmeler,mimari kaynağını dinden almıştır. vMumyacılık,eczacılık,tıp,anıt mezar gelişmiştir. vHiyoroğlif yazı ve papirus denilen kağıt kullanılmıştır. vFenike alfabelsine öncülük etmişlerdir. vNil’in hareketlerinden dolayı geometrivergi hesaplarından dolayı matematik gelişmiştir. vPi sayısını kullanmışlardır. vGüneş yılı takvimini bulmuşlardır. vHalk sınıflara ayrılmıştır.
Tarih çağları yazının icadı ile başlar(M.Ö.3500-Sümerler)
Yazıdan önceki döneme tarih öncesi çağlar denir.
TARİH ÖNCESİ ÇAĞLARTARİH ÇAĞLARI
TAŞ
ÇAĞI
MA
DEN
ÇAĞI
İLKÇAĞ
ORTAÇAĞ
YENİÇAĞ
YAKINÇAĞ
(Eski)
KABA
(Orta)
YONTMA
(Yeni)
CİLALI
BAKIR
TUNÇ
DEMİR
3500- Ms. 375
476-1453
1453-1789
1789- …
YAZININ İCADI 3500
vÇağların isimlendirilmesi o gün ki insanlar tarafından değil, daha sonra gelenler tarafından yapılmıştır. vTarih çağlarının değişmesinde ölçü evrensel nitelikli olaylardır vTarih öncesi çağların değişmesinde ölçü yaşayış tarzı, kullanılan araç gereçtir. vBir topluma dokunulmadığı zaman çağları sırasıyla yaşamıştır. vBir toplum başka bir toplumdan etkilenerek çağ atlaya bilir. vBu devirler dünyanın her yerinde aynı anda yaşanmamıştır.
TARİH ÖNCESİ ÇAĞLAR
TAŞ ÇAĞI
vBu dönem karanlık dönemdir. vDönemi aydınlatan kaynaklar mağara resimleri, araç gereçlerdir. vDönem insanları avcılık ve toplayıcılık yaparak hayatta kalmıştır. vArkeoloji bilimi dönem için çok geçerlidir.
KABA TAŞ (ESKİ-PALEOLOTİK )ÇAĞ:
vİnsanlığın en uzun dönemidir. vDünya buzullarla kaplıdır. vİnsanlar küçük gruplar şeklinde yaşamışlardır. vBu dönemde araç gereç yapılmamıştır. vYontma taş ile aynı özellikleri gösterir.
YONTMA TAŞ (ORTA-MEZOLİTİK) ÇAĞI:
vTaştan kemikten avlanmak için araçlar yapılmıştır. vDünya buzullarla kaplıdır. vİnsanlar mağara ve ağaç kovuklarında yaşamakta olup avcılık ve toplayıcılık yapmışladır. vDönemin sonlarına doğru buzullar erimeye başladı. vİnsan bu dönemin sonunda ateşten yararlanmaya başladı.(Isınma,aydınlanma,pişirme,korunma) vMağaraların duvarlarına resimler çizmişlerdir. vTüketici bir toplum yapısı vardır.
CİLALI TAŞ (YENİ-NEOLİTİK) ÇAĞI:
vBu çağda buzullar erimiştir. vİklimler yumuşamış ve insanlar mağaralardan dışarı çıkmışlardır. vTarım hayatı başlamış yerleşik hayata geçilmiştir. vHayvanlar evcilleştirilmiş. vTüketicilikten üretici hayata geçilmiştir. vSeramik sanatı doğmuş(Kap,kacak) vToplumda iş bölümü başlamış. vÖzel mülkiyet doğmuş. vElbise kavramı doğmuş. vAile ve klan (sülale ) doğmuş. vTakas usulü ticaret başladı. vİnsan oğlunun en büyük gelişmeyi sağladığı bu çağdır.
MADEN ÇAĞI: İnsanlar bu çağda madeni kullanmaya başladı.
BAKIR-TAŞ (KALKOLİTİK)ÇAĞ Bu çağ taş çağı ile maden çağı arasında bir geçiş sürecidir.
BAKIR ÇAĞI İnsanları bakır altın ve gümüşten aletler yaptığı çağdır.
TUNÇ ÇAĞI Bu dönemde devletler doğmaya başladı.
DEMİR ÇAĞI
Demir işlenmeye başlandı
MADEN ÇAĞININ GENEL ÖZELLİKLERİ vAvcılık ve toplayıcılık önemini yitirmiştir. vTicaret gelişmiştir. vKöyler büyüyerek şehirler kurulmuştur. vEl sanatları gelişmiştir. vTarım hayvancılık gelişmiştir. vİlk devletler kurulmuştur vDevletler arası egemenlik savaşları yapılmıştır. vÇömlekçi çarkı saban tekerlek dokuma tezgahı bulunmuştur.
ASIR KAVRAMI - TAKVİM
Tarihçiler, tarihin daha iyi öğrenilebilmesi için yüzer yıllık dilimlere ayırmışlar, aynı zamanda asır da denir.
Takvim: zamanı yıllara,aylara,haftalara bölme yöntemidir.Takvim insanların zamanı daha iyi değerlendirme ve bilme ihtiyacından doğmuştur. Takvimler ay ve güneş yılına göre hazırlanır. İlk Güneş yılı takvimi: Mısır
İlk Ay yılı takvimi: Sümer
Her toplum kendi hayatında en çok etkili olan olayları hazırladıkları takvime başlangıç olarak almıştır.Hristiyanlar Hz.İsa’nın doğumunu,Müslümanlar Hz. Muhammed’in Hicretini,Yunanlılar ilk olimpiyat oyunlarını gibi.
TÜRKLERİN KULLANDIĞI TAKVİMLER On iki hayvanlı takvim
Tarih, geçmişteki insan topluluklarının yaşayışlarını, kültür ve medeniyetlerini, birbirleriyle olan ilişkilerini, yer ve zaman göstererek, sebep sonuç ilişkileri içerisinde belgelere dayalı, objektif olarak. İnceleyen bir bilim dalıdır
TARİHİN ÖZELLİKLERİ
vTarihi olayın tekrarlanması mümkün değildir.
vTarih de gözlem ve deney olmaz.
vTarihi bir olay belli bir yerde ve zamanda meydana gelir.
vTarihi olayın incelene bilmesi için belgeye ihtiyaç vardır.
vKonusu insan topluluklarının her türlü faaliyetidir.
vBir olayın sonuçları diğerinin sebepleridir.
vGünümüz olaylarının aydınlatılmasına ışık tutar.
vYer ve zaman öğesi belli olmayan olayların tarihsel değeri yoktur.
vTarihi olaylar kesin olmayıp her an değişebilir
TARİHİN YÖNTEMİ
Bir tarihi olayın incelenmesinde en önemli unsur belgedir.
Belgeler yazılı ,yazısız ve sözlü olmak üzere üçe ayrılır.
Ayrıca belgeler birinci ,ikinci elden belgeler diye de sınıflandırılır.
Bir tarihi araştırma yapılırken şu yol izlenmelidir
vKaynak arama
vTasnif (Sınıflandırma)
vTahlil (Ne ifade ettiği)
vTenkit (Doğruluk derecesi)
vTerkip (Sentez -bir araya getirme)
Bunları yaparken:
vObjektif olmalı
vOlayın üzerinden belli bir zaman geçmeli
vOlayın geçtiği yerde araştırma yapmalı
vSebep-Sonuç ilişkisi kurmalı
vBütün belgeler değerlendirilmeli
vYer ve zaman belirtilmeli
vGünümüz değer yargılarıyla yargılamamalı
TARİHİN TASNİFİ (SINIFLANDIRILMASI)
vTarihin tasnifinden kasıt onu daha iyi araştırmak ,anlatmak ve anlamak içindir.
Tarih üç ana başlıkta sınıflandırılır.
vZamana göre( Ortaçağ Tarihi,13.yy. vs.)
vKonuya göre( Sanat Tarihi, Dinler Tarihi vs.)
vMekana göre ( Türkiye Tarihi, Avrupa tarihi vs.)
TARİHİN ÇEŞİTLERİ
Genel Tarih: Topluluklarının geçirdiği aşamaları bütünlük içinde inceler.
Özel Tarih: Bir ulusun, devletin tarihini inceler.
Siyasi Tarih: Savaşları barışları antlaşmaları, ittifakları inceler
Sanat Tarihi: Bu alandaki ürünleri inceler.
Bilim Tarihi: Bu alandaki ürünleri inceler.
Uygarlık Tarihi: Toplumların ortaya koyduğu kültürleri uygarlıkları inceler.
TARİHİN GEÇİRDİĞİ AŞAMALAR
1-HİKAYECİ (RİVAYETCİ )
vTarih:Kurucusu Heretod’dur.
vBelgelere dayanmaz.Sebep-Sonuç ilişkisi yoktur.
vEfsane şeklindedir.Homeros,İlyada ve Odessa destanları buna örnektir.
2-PRAGMATİK(ÖĞRETİCİ)TARİH:
vToplumun karakterini ve ahlak yapısını geliştirmek için, olaylardan ve kişilerden dikkat çekici bir şekilde
söz edilir.
vTarih tekerrürdür fikrini savunur.
3-BİLİMSEL(NEDEN-NASILCI) TARİH:
vTarih bilincini ortaya çıkaran olayları sorgulayarak açıklayan tarzdır. Belgelere dayanır, sebep ve sonuçlar üzerinde durulur.
4-SOSYAL TARİH:
Toplumsal içerikli olayları,toplumun değerleri ve topluma etkileri açısından değerlendirir.
TARİHE YARDIMCI OLAN İLİMLER:
Bütün ilimler gibi tarihte işini yaparken diğer ilimlerden yararlanmak zorundadır.
Bunlar;
1.Coğrafya -Olayların meydana geldiği yeri ve yerin tarihi olay üzerindeki etkilerini araştırarak tarihe yardımcı olur.
2.Arkeoloji -Kazı bilimidir. Toprak ve su altında kalmış olan tarihi eserleri ortaya çıkarıp inceleyerek tarihe yardımcı olur.Özellikle yazının olmadığı tarih öncesi devirlerin aydınlatılmasında önemli rol oynar.
3.Kronoloji -Takvim bilimidir. Tarihi olayların zamanını belirler ve olayları oluş sırasına göre sıralayarak yardımcı olur.
4.Filoloji - Dil bilimidir. Milletlerin dillerini inceleyerek yardımcı olur.
5.Epigrafi - Kitabeler bilimidir. Kitabeleri ve üzerindeki yazıları inceler.
6.Sigilografi (mühür
7.Etnoğrafya (Kültür ) - Toplumların örf,adet ve geleneklerini inceler.
8.Heraldik (Arma )- Armaları inceler.
9.Etnoloji (Kültürler arası iletişim(
10.Antropoloji – Irk bilimidir.İskeletleri,kemik ve kafa tası yapılarını inceler.
11.Diplomatik – Devletler arası ilişkileri,antlaşmaları,fermanları inceleyerek yardımcı olur.
12.Paleografya – Eski yazı bilimidir. Eski yazıları inceleyerek tarihe yardımcı olur.
13.Sosyoloji - Toplumları ve toplumların tarihi olay üzerine etkilerini araştırır.
14.Nümüzmatik(Meskukat) – eski paraları inceleyerek tarihe yardımcı olur.
15.Ekonomi
16.Kimya – Karbon -14 deneyi ile tarihi buluntuların yaşını ölçer.
KAYNAK SİTE: www.e-cografya.comEmek dolu çalışmaları için değerli hocamız MEHMET ZOR’a teşekkür ediyoruz.Kesinlikle incelenmesi gereken bir coğrafya sitesi tavsiye ediyoruz…
Uygur bölgesinde bulunan, Mısır piramitlerinden yüzyıllarca önce yapılan ve Mısır piramitlerinden daha yüksek/büyük olan piramitleri yapan Türklerdir. Çin hükümeti buraya girişi tamamı ile yasaklamıştır. Çünkü bu piramitlerin içinde proto-Türk yazılar mevcut. Arkeologların dahi girişine kati surette izin verilmiyor. Çünkü dünya tarihinin tekrar yazılması gerekebilir. Bugün Çin sınırları içerisinde yer alan, Xian şehrine 100 km uzaklıkta qin ling shan dağlarında Ön-Türk uygarlıklarından birisi tarafından inşa edilmiş, etrafında irili ufaklı 100 adet piramitle beraber, 300 metre yüksekliğinde bir piramit bulunmaktadır;
BEYAZ PİRAMİT
Beyaz Piramit'in ikinci dünya savaşı sırasında Çin'e yardım malzemesi götüren bir C-54 uçağından çekilen fotoğrafı 1957 yılında ilk kez life dergisinde yayınlanmıştır. Bu piramitleri araştırmak üzere 1994 yılında şensi bölgesinde bir araştırma gezisi yapan alman bilim adamı hartwig hausdof kendi koleksiyonundan birkaç resmin halka açılmasına izin vermiştir. hausdorf'a göre piramitlerin yapım tarihi en az M.Ö. 2500'ler civarındadır. Bölge Çin tarafından yasak bölge ilan edilmiş olduğundan dolayı piramitler içerisinde bulunan mısır medeniyetinden çok ileri bir teknikle mumyalanmış olan cesetler ve Ön-Türkçe yazıtlar üzerinde araştırma yapılamamaktadır. Piramitlerin ebat, orijinal şekil ve büyüklükleri ,dikkat çekmemesi açısından Çin hükümeti tarafından maksatlı olarak tahrip ve kamufle edilmiştir.Piramitlerin üst tarafları kesilmiş ve üstleri toprakla doldurulup, kamuflaj amacıyla ağaçlandırılmıştır . Tüm İnsanlık tarihini değiştirerek;
MEDENİYETİN ASIL YARATICISININ TÜRKLER OLDUĞU SONUCUNU DOĞURAN, bu olağanüstü keşif batılı bilim adamları(!) tarafından ısrarla görmezlikten gelinmekte ve insanlığın bilgisinden daha uzun süre saklanması mümkün olmayan bu piramitleri başka bir uygarlığa mal etmeyi amaçlayan maksatlı çalışmalar yapılmaktadır…
Avrupa'da ve dünyanın başka bölgelerinde yılardır okunamayan yazılar okunuyor ve Türkçe oldukları anlaşılıyor. Bizlere de düşen çok şey var. Her şeyi yabancılardan beklememek. İmkan ölçüsünde kendi geçmişimizi araştırmak, kendimizi aramak. Çünkü geçmişini bilmeyen bir toplumun geleceği de olmaz.
Sayfa 18: Aşağıdaki haritada levha sınırları haritası verilmiştir.Bu haritada ters yöne giden oklar uzaklaşan aynı yöne giden oklar yaklaşan levhaları göstermektedir.
Haritanın büyük hali için üzerine tıklayınız...
Buradan hareketle örneklendirmek gerekirse Avrasya ve Hindistan levhası yaklaşmakta Kuzey AmerikaLevhası ile Avrasya Levhası birbirinden uzaklaşmaktadır.Diğer örnekleride kendiniz yazınız.
Sayfa 19 ÇBSuygulaması: Levha sınırları,üzerine deprem kuşakları ve volkan kuşakları haritaları çizilmesi sonucu oluşan haritanın yorumlanması.
Levha deprem volkan haritaları
Bu haritanın incelenmesinden çıkan sonuçlar;
Gerek deprem hatları, gerekse volkanik alanların ikisinin de levha sınırlarında yoğunlaştığı görülmektedir. Özellikle deprem alanları ile levha sınırları aynen birbiri üzerine oturmaktadır. Volkanik alanlarda genel olarak aynı dağılışa uygun düşmekte, genel olarak ta kavuşan veya ayrılan levhaların sınırlarını takip etmektedir.
Not: Dünya üzerindeki volkanik alanlarla; deprem bölgeleri, fay hatları, genç kıvrım dağları ve sıcak su kaynakları arasında bir paralellik vardır. Bu alanların çoğu Kıta veya levha sınırlarında yer alır. Genç sıradağlar, Volkanlar, volkanik ada yayları, Okyanus ortası sırtları, Büyük trans form faylar, grabenler, sıcak su kaynakları, deprem zonlarının hemen hepsi bu hatlardadır. Sebebi bu alanlarda yer kabuğunun hareket halinde olmasıdır.
Tektonik depremler özellikle son jeolojik devirlerde oluşmuş arazilerde daha çok görülür. Çünkü bu gibi alanlarda yer katmanları henüz tam yerine oturmamıştır ve kırıklarla parçalanmıştır.
Sayfa 20: Bazı kaynak suları neden sıcaktır.
Sıcak su kaynakları:Bu sular gerek yeryüzünden yeraltına doğru derinlere doğru sızarak inen gerekse de magmadan hâsıl olan (jüvenil) sulardır.
Oluşumları: yer kabuğunun faylarla parçalandığı yerlerde yüzeye yakın sıcak alanlar bulunur. ( Magma Sokulumları)Yüzey suları faylar aracılığı ile sıcak alanlara kadar inerek burada magmanın etkisiyle ısınır ve yine fayları takip ederek yüzeye ulaşması sonucu sıcak su kaynakları oluşur. Gayzerlerve kaplıcalar örnek verilebilir.
Not: Gayzerlerin en iyi örnekleri İzlanda ve Yeni Zelanda’da Volkanizma sonrası faaliyet olarak gözlenmektedir.
Çevrenizde sıcak su kaynakları var mı .Varsa bu kaynaklardan nasıl yararlanıyorsunuz.
Sıcak su kaynaklarının dağılım haritası
Bu soruyu yaşadığınız bölgeye göre yorumlayabilirsiniz.İç Anadolu Bölgesi için bu tür kaynaklar mevcuttur.Kozaklı,Ayaş,Sarıkayakaplıcaları örnek verilebilir.Bunlardan turizm,hastalıkların tedavisi,sıcak su ihtiyacı gibi alanlarda faydalanılır.
Yer altı sularının ısınmasında güneş enerjisi etkilimidir? Nedenini açıklayınız.
Güneşin etkisi yer altı suları için geçerli değildir.Çünkü güneş ışınlarının toprağın sadece üst bölümlerine etkisi olabilir bu suların ısınmasında temel etken mağma dır.
Ders dışı etkinlik : Sıcak su kaynaklarının kullanım alanları nelerdir ·Seraların ısıtılması ile turfanda sebzecilik, meyvecilik, çiçekçilik yapılmakta ve dünyadaki jeotermal doğrudan kullanım değerinin önemli bir bölümü sera ısıtma amaçlı kullanılmaktadır. Macaristan, İtalya, Türkiye, ABD, Japonya, Meksika, Doğu Avrupa Ülkeleri, Yeni Zelanda ve İzlanda'da 30 °C' den fazla sıcaklıktaki akışkan kullanılarak seraların ısıtılması. ·Tropikal bitki (Japonya) ve balık (Japonya'da timsah yetiştiriciliği dahil) yetiştirilmesi (Filipinler, Çin, İzlanda). ·Tavuk ve hayvan çiftliklerinin ısıtılması ( Japonya, ABD, Yeni Zelanda, Macaristan, B.D.T ) ·İzlanda ve Yeni Sibirya Adası'nda Uygulanan Cadde ısıtmasına bir örnek.Toprak, cadde, havaalanı pistlerinin (Sibirya, İzlanda) vb. Isıtılması ·Yüzme havuzu, termal tedavi ve diğer turistik tesislerdeki (İtalya, Japonya, ABD, İzlanda, Türkiye, Çin, Endonezya, Yeni Zelanda, Arjantin, Doğu Avrupa Ülkeleri, B.D.T) kullanım. ·Endüstriyel Uygulamalar :Jeotermal akışkanın endüstriyel uygulamaları çerçevesinde; ·Yiyeceklerin kurutulmasında (balık, yosun vb.) ve sterilize edilmesinde, konservecilikte (Japonya, ABD, İzlanda, Filipinler, Yeni Zelanda, Tayland), ·Kerestecilikte ve ağaç kaplama sanayiinde (Yeni Zelanda, Meksika, B.D.T), ·Kağıt (Yeni Zelanda, İzlanda, Japonya, Çin, B.D.T), dokuma ve boyamacılıkta (Yeni Zelanda, İzlanda, Çin ve B.D.T), ·Derilerin kurutulması ve işlenmesinde (Japonya vb.), ·Bira ve benzeri endüstrilerde mayalama ve damıtma (Japonya), ·Soğutma tesislerinde (İtalya, Meksika) ve ·Beton blok kurutulmasında (Meksika) yaygın kullanım söz konusudur.
Güver Kanyon’u:Antalya’nın kuzeyinde Düzlercam Parkı yakınındaki Güver Uçurumu Kanyonu, 2 kilometre uzunluğa, 30 metre genişliğe ve 115 metre derinliğe sahip. Suyun kayaları aşındırmasıyla meydana gelmiş.
Antalya merkezinden 20 kilometre uzaklıkta. Konaklama için bir tesis bulunmuyor ancak, Düzlerçamı Piknik Alanı’nda günübirlik konaklama yapılabiliyor. Akdeniz bitki örtüsü maki, ardıç, meşe, pırnal meşesi, sakız, keçiboynuzu ve funda gibi ağaç ve çalı toplulukları var. Parkta, Geyik Dağı keçisi, tilki, kurt, üveyik, kartal ve doğan kuşları da bulunuyor. Doğa yürüyüşleri yapılabiliyor.
VALLA KANYONU Yabani hayvanlara ev sahipliği yapıyor .Kastamonu’nun Pınarbaşı İlçesi Muratbaşı Köyü sınırları içinde. Devrekani Çayı ile Kanlıçay’ın birleştiği bölgeden başlayıp, Cide İlçesi istikametinde 12 kilometre uzunluğunda devam ediyor.
Girişi son derece zor olan kanyonun, yan duvar kayalarının yüksekliği yer yer 800-1200 metreye ulaşıyor. Devrekani Çayı ve Kanlıçay’ın kesiştiği noktadan rahatlıkla seyredilebilen kanyon suyun kayaları aşındırmasından oluşmuş. Milli Park içinde olan kanyon turizme açık. Ankara’dan 270 kilometre, İstanbul’dan ise 450 kilometre uzaklıkta. İçerisinde tesis yok. Doğal özellikleri ve şelaleleri doyumsuz güzellikte. Sarp kayalıklarında kartal, akbaba, atmaca, doğan gibi tüm yabani hayvanları barındırıyor. Doğal tuzaklar ve tehlikelerle dolu kanyonun teçhizatsız ve rehbersiz geçilmesi mümkün değil.
KÖPRÜLÜ KANYON
Önemli bir rafting merkezi .Antalya kent merkezinden 85 kilometre uzaklıkta. Manavgat’ın 63 kilometre kuzeydoğusundaki Taşağıl Beldesi Selge Antik Kenti’nin hemen yanında yer alan Köprülü Kanyon, 14 kilometre uzunluğunda.
Derinliği bazen 300 metreye ulaşıyor. Su kaynağının dere yatağını aşındırmasıyla oluşan kanyona sadece özel araçlarla ulaşılabiliyor. Köprülü Kanyon’da küçük bir dinlenme tesisi ve konaklama için 40 kişilik bir pansiyon var. İçinde sadece Akdeniz’e has olan Akdeniz servisi bulunuyor. Zakkum, yabani gül, ılgın, böğürtlen gibi bitkiler yetişiyor. Ayrıca tilki, kurt, yaban keçisi, kunduz, keklik, turaç, yabani güvercin, çulluk, üveyik, porsuk, kartal ve doğan da görülebiliyor. Önemli rafting ve trekking merkezi.
KARACEHENNEM BOĞAZI
Turizme açık ama tesis yok .Kastamonu’nun Küre İlçesi’ne bağlı Belören Köyü’nde bulunan 500 metre yüksekliğindeki Karacehennem Vadisi iki parçadan oluşuyor. Birincisi 2 kilometre uzunluğunda Ersizlerdere Kanyonu, ikincisi ise 3 kilometre uzunluğundaki Karacehennem Boğazı.
Küre İlçesi’nden 8 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Binlerce yıllık tarihe sahip Karacehennem Boğazı suyun kayaları aşındırmasıyla oluşmuş. Turizme açık ancak içinde tesis yok. Ana yolda 500 metre mesafede yerli ve yabancı turistlerin konaklayacağı kafe bulunuyor. Ankara’ya 300, İstanbul’a ise 550 kilometre uzaklıkta. Yeşil, tepelik ve dağlarla kaplı bir doğa harikası. Bölgede yaban domuzu, ayı ve tavşan gibi yabani hayvanlar yaşıyor. Teçhizatı olan herkes doğa sporu yapabiliyor.
EŞEN ÇAYI KANYONU
Çamur banyosu yapabilirsiniz .Antalya Akdağlar’ın kuzeyinde, Kızılcadağ’dan doğan Eşen Çayı, kollarıyla ile Saklıkent Kanyonu ile Eşen deltasını oluşturarak Akdeniz’e dökülüyor. 125 kilometre uzunluğundaki çayın 80 kilometresi Muğla sınırları içinde.
Eşen Çayı yaz aylarında özellikle kano turuna katılmak isteyenlerin akınına uğruyor. Yapılan turlar, 15 kilometrelik bir mesafe kano ile geçilerek Patara kumsalında son buluyor. Güzergahın bir bölümünde çamur banyosu molası veriliyor. Kokusuz çamur havuzlarına balıklama atlayıp baştan aşağı çamura bulananlar fotoğraf çektirmeyi ihmal etmiyor. Çamurdan kurtulmak için tek yol Eşen Çayı’nın buz gibi sularına kendinizi bırakmak. Nehrin etrafında okaliptus ağaçları yükseliyor.
SAKLIKENT
En çok turist çeken yerlerden biri ,Fethiye’ye bağlı Kayaköy sınırları içerisindeki Saklıkent Kanyonu, 18 kilometre uzunluğunda ve 300 metre derinliğinde. Türkiye’nin en çok turist çeken kanyonları arasında. Her yıl ortalama 200- 250 bin kişi ziyaret ediyor.
Roma Dönemi’ne ait 16 mağaranın bulunduğu kanyon, suların aşındırmasıyla oluşmuş. 2- 3 bin yıl önce sığınak olarak kullanılmış. Dik vadi yamaçlarına sahip Saklıkent Kanyonu Milli Park alanında kızılçam, karaçam ve sedir çoğunlukta. Ayrıca Aktez Yaylası’nın güneydoğusu, soğanlı bitkilerin endemik olarak yetiştikleri saha olarak biliniyor. Konaklama için ağaç evler, moteller ve restoranlar var. Rafting sporu yapılıyor.
IHLARA VADİSİ
İçinde 105 tane kaya kilisesi var .Aksaray il sınırlarında bulunan Ihlara Vadisi 14 kilometre uzunluğunda. Yer yer 150 ile 200 metre arasında değişen vadileri var. Aksaray merkezden dolmuşa binerek gidilebiliyor.
Hasan Dağı’na yakın olan Ihlara Vadisi’nde geçmiş zamanda yaşanan volkanik püskürmeyle oluşan volkanik tabakaların ve buradan çıkan bazalt ve andezit yoğunluklu lavların soğumasıyla ortaya çıktığı varsayılıyor. Vadi Ihlara Kasabası’dan başlayıp, Selime Kasabası’nda son buluyor. Vadi boyunca kayalara oyulmuş sayısız barınaklar, mezarlar ve kiliseler var. Bazı barınaklar ve kiliseler ise yeraltı şehirlerinde olduğu gibi birbirlerine tünellerle bağlanıyor. Vadi içerisinde bulunan 105 kiliseden bazıları ziyaretçilere açık.
LAMAS KANYONU
Cennetten bir köşe .Mersin’in Erdemli İlçesi?ndeki Lamas Kanyonu, yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı. Toroslar’dan doğan Limonlu Deresi’nin kıvrımlar yaparak denize kavuşurken oluşturduğu 114 kilometrelik Lamas Kanyonu, zaman zaman 200 metre yüksekliğe ulaşan iki taraflı dik duvarlara sahip.
Patika bir yol kanyon boyunca uzanırken, ziyaretçiler çayda yüzme imkanı buluyor. Tarihi mekanlar ve meyve bahçeleri trekkingçiler ve kampçılar için vazgeçilmez yerlerin başında geliyor. Lamas Kanyonu’nun Limonlu beldesi yakınlarında Kayacı Vadisi ise cenetten bir köşe. Vadiye günübirlik turlar düzenleniyor. Çaya paralel piknik alanında, Lamas Nehri üzerinde oturma yerleri bulunuyor.
GÖKSU KANYONU
Su sporları için elverişli .Orta Toroslar’dan doğan Göksu Nehri, rafting ve kano sporu tutkunlarının uğrak yeri. Ermenek Çayı ve Pirinçsuyu’ndan oluşan iki kol, Mut İlçesi?nin Suçatı Köyü’nde birleşip, Göksu adını alıyor.
Nehir 260 kilometre uzunluğunda. Akarsu sporları için elverişli, geniş bir yatağa sahip. Nehir, Mut?u geçtikten sonra derin ve sert yamaçları olan bir kanyona girerken, nehirle kanyon duvarlarının yüksekliği zaman zaman 100 metreyi buluyor. Genellikle yavaş akışlı bir nehir olması nedeniyle raftinge yeni başlayanların deneyim kazanmaları için son derece uygun. Kano sporları da yapılıyor.
ETKİNLİKÇALIŞMASI:Aşağıdaki fotoğraflarda yer alan yer alan doğal unsurların insana etkilerini günlük yaşantınızdan ve farklı kaynaklardan yararlanarak tartışınız.Fotoğraflarda yer alan doğal unsurları kendi yaşadığınız ortamla karşılaştırınız.
1.Resim
Resimde Eskimolar gösterilmiştir.Eskimolar kıyafetlerinden belli olduğu gibi soğuk iklim bölgelerinde yaşayan bir topluluktur.Yaşadıkları coğrafi koşullara uygunbir yaşam tarzına sahiptirler. http://resimler.haberler.com/haber/455/eskimolar-ozerklik-icin-referanduma-gidiyor_o.jpg Eskimoların evlerine İGLO denilir.Buzdan yapılmıştır.Dışarının soğuk etkisi bu evler içerisinde çok fazla hissedilmez.Geçim kaynakları olarak soğuk iklim bölgesi olduğu için toprak donmuş şekildedir ve tarım yapmaları mümkün değildir.Avladıkları hayvanların kürklerinden faydalanırlar balıkçılık önemli bir geçim kaynağıdır.
2.Resim
Resme bakıldığında küçük baş hayvancılığın görüldüğü yarı kurak bir alan görülür.Yağışlar bu bölgelerde yetersizdir.Kışlar soğuk ve sert geçer.Bitki örtüsü bozkır dır. http://img91.imageshack.us/img91/9348/035gm1.jpg Ağaç yetişmesi için yada gür otlaklar için yağış yeterli değildir.Bu bölgede yaşayan insanlar ekonomik faaliyet olarak bu koşullara uygunluk gösteren küçük baş hayvancılık ve kuru tarım faaliyetlerine öncelik verir.Belirleyici doğal etken iklimdir.Ülkemiz için İç Anadolu bölgesi koşulları örnek verilebilir.
3.Resim
Akarsu ve üzerine yapılan bir köprü.Akarsu doğal etken köprü beşeri bir etkendir. Eski dönem Köprü Modern Köprü http://www.istanbul-resimleri.com/icerik/Bogaz_Koprusu/resimler/Bogaz_Koprusu(20).jpg Akarsuyun hayatımıza etkileri bellidir su ihtiyacımız tarımsal katkısı enerji sayılabilir.Köprü ise beşeri etkileri destekler yani ticaretin gelişmesi medeniyetlerin etkileşiminde,ulaşımda bağlayıcı geliştirici bir etkendir.
4.Resim
Resimde görülen alan bir çöl dür.Sıcaklık farklarının çok fazla olduğu biyolojik çeşitliliğin az olduğu mekanik çözülmenin ön plana çıktığı bir bölgedir. http://www.yeniresim.com/data/media/471/www.yeniresim.com_-_l_Resimleri_-_l.jpg Yağışların çok az olması bitki ve canlı yaşamını olumsuz etkiler.Su azlığı en önemli doğal etkendir.Yerleşmeye çok fazla açık değildir nüfusun az olması şehirleşmenin az olması doğal ortamı korur.Ulaşım suya dayanıklı deve ile yapılır.Farklı bir bölge olsaydı beşeri etkilerin ön plan çıktığı ulaşım aracı değişiklik gösterebilir yaşam koşulları değişebilirdi.
5.Resim
Muson Asyası pirinç tarlası.Bataklık bir arazi iklim özellikleri doğal etken olarak karşımıza çıkar.Yağışın bol olması özellikle yaz yağışı bölgede btaklık tarzı alanları ortaya çıkarışve pirinç yetişmesi için uygun bir ortam oluşturmuştur. http://img206.imageshack.us/img206/7815/4813612mdcw5.jpg Görüntüdenmodern tarım yapılmadığı insan gücünün ön plana çıkmasıgenel olarak nüfusun fazlagelişmemiş bir bölge çağrışımı yapar.
6.Resim
Doğal etken olarak iklimbeşeri etkenleri etkileyerekbarınağın dam özellikleri ve kullanılan malzemeyi belirlemiştir. http://www.trakyahaber.net/galeri/images/haber/497.jpg Yine kırsal yerleşme tarzında çok fazla şehirleşmenin olmadığı bir bölge.Yağışın az olduğu yerlerde daha çok toprak dam özellikleri kullanılır dam düzdür ve üzerinde çeşitli ürünler kurutulabilir.Ancak bu resimde dama meyil verilmesi ve kamış tarzı ahşap malzeme kullanılması yağışın bol olduğunun bir göstergesidir.
Aşağıdaki doğal unsurların insan hayatına etkilerinin neler olduğunu günlük yaşantınızdan ve farklı kaynaklardan faydalanarak açıklayınız.
SICAKLIK: Canlıların hayatlarını devam ettirebilmeleri için normal bir sıcaklık gerekir.Canlılar çok yüksek ve çok düşük sıcaklıkların olduğu yerlerde yaşamakda zorlanır.Canlılara uygun koşulların ortaya çıkması ve bu koşulların devamlılığında sıcaklık şartları direk etkilidir. Aşırı sıcak ve soğuk insan hayatını olumsuz etkiler. Giyim sağlık,tarım, hayvancılık, turizm, ulaşım, ticaret gibi ekonomik faaliyetleri olumsuz etkiler.
YAĞMUR: Yağmur su döngüsünün önemli bir parçasıdır.Canlıların hayatının devamı için suya ihtiyaç duyarlar ve bu suyun kaynaklarından bir tanesi de buharlaşan nemin yağmur olarak yüzeye dönmesidir.Bitkiler,hayvanlar için tüm canlılar için son derece önemlidir.Aşırı yağmurlar olumsuz etkiler doğurabilir.Seller,heyelan, turizmi olumsuz etkileyebilir.
KAR:Sıcaklık koşullarının belirlenmesinde etkili olabilir.Özellikle kuru ve soğuk geçen kış günlerinde kar yağması havayı yumuşatır.Bu olay bir çok bitkinin aşırı dondan etkilenmesini engeller.Bahar dönemlerimde ani kar erimeleri olumsuzluklara yol açabilir (sel).Yine bu kar erimeleri önemli bir su kaynağıdır.Kışın kar yağışları bitkiler için koruyucu bir etki yaparar. Giyim tarzımızı ve sağlığımızı etkiler. Tarım için önemlidir. Tarım ürünleri soğuğa karşı koruduğu gibi toprak nemimin artmasına ve yeraltı suyunun zenginleşmesine katkı sağlar. Deniz turizmine olumsuz etki yaparken kış turizmine (kayak) imkân sağlar.
DENİZ DALGALARI:Kıyı bölgelerdeki biyoçeşitlilikte etkili olabilir.Kasırga ya açık bölgelerde şiddetli fırtınalarla çok yıkıcı etkileri olur. Aşırı dalgalar deniz turizmini ve deniz yolu taşımacığını olumsuz etkiler. Tsunami bir doğal afettir. Kıyılarda çeşitli aşınma ve biriktirme şekilleri oluşumunu sağlar. Balıkçılığı da etkiler.Son dönemlerde dalga enerjisi üzerine ciddi çalışmalar yapılmaktadır.
RÜZGÂR:Bitkilerin yayılmasında tozlaşmasın da son derece önemlidir.Sıcaklığı ve sıcaklığın etkilediği her şeyi etkiler.Havayı temizletici özelliği vardır.Deniz turizmi için olumsuzluktur.Çok şiddetli rüzgârlar(Fırtına) doğal afetlere neden olabilir. Bazı yerlerde rüzgâr santralleri ile enerji üretilir. Ayrıca geçmiş asırlarda ve günümüzde de taşımacılıkta rüzgâr gücünden faydalanılmaktadır.Bir bölgedeki hava kütlelerinin taşıyıcı gücü rüzgarlardır.
TOPRAK:Canlıların önemli yaşam alanlarından biridir.Milyonlarca canlıya barınma imkânı sağladığı gibi tarımın üzerinde yapıldığı alan olması sayesinde her türlü besinin de ana kaynağıdır.İnsanların hayatlarını devam ettirebilmeleri için ihtiyaçları olan besin maddelerinin en önemli yetişme alanıdır.Seramik çanak çömlek vb kullanım alanları vardır.En önemli sorunu toprakların kirletilmesi ve erezyondur.Ayrıca toprağın verim gücü topraktan faydalanmayı etkilemektedir.Özelliklerine göre faydalanma yoğunlukları da değişir.Verimli alanlarda nüfus daha yoğun verim azaldıkça nüfus ve yerleşme sayısı azalmaktadır.
KAYAÇLAR:Yer kabuğunun ana malzemesidir. Ayrışarak toprak malzemesi olur.Tüm canlı hayatın beslenmesi ve barınması için gerekli ana malzemedir.Hayatımızın her anında olan bir unsurdur.Özellikle yapı malzemesi olarak kullanılır.Ayrıca süs eşyası yapımında, enerji kaynağı olarak da kullanılır.Birçok sanayi dalının ham maddesidir. Bünyelerindeki birçok element veya mineraller değerli madenleri oluşturmaktadır.
BİTKİLER:İnsanların ve canlıların en önemli besin kaynağıdır.Dünya fotosentez dengesinde çok önemlidir.Besin zincirinin en önemli halkasıdır.Dünyada bir çok kullanım alanları vardır,kozmetik ilaç sanayi ev eşyaları vb .
İklim ve toprak özelliklerine göre yetişen bitki örtüsü, insanların faaliyetlerini değişik şekilde etkiler.Ormanların yakınında bulunan insanlar, ormanların çeşitli doğal güzellikleri yanında kerestesinden de yararlanır.Orman ürünlerine dayalı çeşitli sanayi faaliyetlerinde bulunurlar. Buna karşılık bozkırlarda yaşayan insanlar, ancak buraları mera olarak değerlendirebilir.
HAYVANLAR:Ekosistem içerisinde önemli bir elemandır.İnsanlar için önemli bir besin kaynağıdır.Doğada mevcut dengenin önemli bir halkasıdır.Bişr çok bölgede önemli bir ekonomik faaliyettir. Doğal dengenin önemli unsurlarından biridir. Besin ve şifa kaynağıdır. Evcil hayvanlar sayesinde insanlar için büyük bir nimettirAvcılık açısından da önemlidir.
NEM:Biyoceşitliliğin yoğun olduğu bölgeler nemli ve sıcak alanlardır.Doğada canlıların uygun koşullar bulabileceği bir alan yaratır.Yağışı ve sıcaklığı etkiler. Bunların etkilediklerine de dolaylı da olsa etki eder. Nemin ve yağışın bol olduğu alanlar bitki örtülerinin gür ve sık olduğu, ılıman iklim şartlarının yaşandığı alanlardır.Nemin az olduğu alanlar kuraklık şartlarının arttığı ve ekonomik faaliyetlerin çeşidinin az olduğu alanlardır.
DAĞ:Yükselti ,iklim ve ekonomik özelliklerine göre tercih edilebilen alanlar olabilir.Genelde yerleşme için elverişsiz nüfusun seyrek olduğu yerlerdir.Yükselti değerlerine göre kışın kar yağışları ve buzullaşma görülebilir.Buda önemli bir tatlı su kaynağı oluşturur.
Dağlar yüksek ve engebeli yapısıyla tarıma elverişli arazilerin az olduğu, gerek eğimli ve sarp yer şekilleri gerekse aşırı kar yağışları ile ulaşımın zor olduğu, geçim kaynaklarının az olması nedeni ile de nüfus ve yerleşmelerin seyrek olduğu alanlardır. AKARSU:İnsanlar için önemli bir su kaynağıdır.Ekonomik faaliyetlerimize direk etki yapar,önemli bir enerji üretim alnları ,tarımda sulama merkezleridir. Tarım, sulama, balıkçılık, turizm (rafting, piknik),yüzmek, serinlemek, enerji üretimi ve daha pek çok alanda insanlığa imkan sağlar.
MAĞARA:İnsanlar için geçmiş dönemde önemli bir sığınma alanıdır.Günümüz koşullarında daha çok turizm ve doğal güzellik ve şifa merkezi olarak kullanılabilir
OVA:Önemli bir yerleşme alanlarıdır. Düz alanlardır.Ekonomik faaliyetlere ,ulaşımayerleşmeye elverişli yapısı ovaları cazip kılar en önemli özellikleri verimli topraklarla kaplı olmasıdır.
Özellikle, Ay’ın ve Güneş’in çekim gücü tesiriyle okyanuslarda görülen alçalma - yükselme hareketleridir. Ay, Dünya’ya Güneş’ten daha yakın olduğu için, gel - git oluşumundaki etkisi daha fazladır. Ay ve Güneş aynı doğrultuda oldukları zaman çekim güçleri birbirine eklenir ve kabarma daha fazla olur. Buna Büyük Gel-git denir
Ay ve Güneş birbirlerine dik doğrultuda oldukları zamanlarda çekim güçleri birbirini zayıflatır.ve kabarma daha az olur Buna da Küçük Gel-Git denir.
Suların kabarma ve çekilme düzeyleri arasındaki dikey yükselti farkına gel - git genliği denir. İç denizlerde genlik az iken (30 - 80 cm), kıyı denizlerde fazladır. (8 - 20 m) Gel - git’in etkisi sonucunda; 1.Akarsu ağızlarında delta oluşumu engellenir. 2.Akarsu vadilerinin ağızlarının tıkanması önlenir. 3.Kıyı kirlenmesi önlenir. 4.Haliçler oluşur. Deniz yükseldiği zaman akarsuların ağız kısımlarına sokulur ve haliç şekli meydana gelir. Bu çeşit kıyılara estuar (haliç tipi) kıyılar denir. 5.Watt kıyıları oluşur. Deniz, belli aralıklarla alçalıp yükselince kıyı çizgisi değişir. Deniz alçalınca ortaya çıkan, deniz yükselince ortadan kalkan bu kıyılara watt kıyıları denir.
6.Türkiye’nin çevresindeki denizler iç deniz olduğu için gel - git genliği azdır. Bu nedenle, ülkemiz kıyılarında gel - git’in etkisi hissedilmez. 2. DALGALAR Dalga, deniz yüzeyindeki salınım hareketleridir.
Dalgaları oluşturan nedenler; 1.Dünya’nın dönmesi, 2.Rüzgârlar, 3.Depremler, 4.Denizaltı heyelanı, 5.Volkanizma’dır. Deniz dibindeki depremlere ve volkanik faaliyetlere bağlı olarak oluşan dalgalara tsunami dalgaları denir. 3. AKINTILAR Deniz yüzeylerindeki suların, bulundukları yerlerden başka alanlara doğru taşınmasına akıntı denir.
Haritanın büyük hali için üzerine tıklayınız... Akıntıların oluşmasına neden olan faktörler şunlardır: a.Yoğunluk farkı Sıcaklık farkı: Yoğunluğu fazla olan soğuk sular, alttan sıcak su alanlarına doğru, yoğunluğu az olan sıcak sular, üstten soğuk su alanlarına doğru akarlar.
Tuzluluk farkı: Yoğun olan tuzlu sular, alttan tatlı su bölgelerine doğru, yoğunluğu az olan tatlı sular ise üstten tuzlu su bölgelerine doğru akarlar. b. Seviye farkı: Beslenme kaynakları fazla olan denizlerin seviyeleri, beslenme kaynakları az olan denizlere göre fazladır. Örneğin, İstanbul ve Çanakkale boğazındaki akıntılar gibi. c.Sürekli rüzgârlar: Okyanus ve denizlerdeki akıntıların en önemli nedeni, sürekli rüzgârlardır. Rüzgârların süresi ve şiddeti, akıntıların etkili olma süresi ve alanını etkiler. d.Gel - git olayı: Deniz ve okyanuslardaki akıntıların oluşum sebeplerinden birisi de, gel - git olayıdır. Gel - git’in etkili olduğu kıyılarda şiddetli akıntılar, buna bağlı olarak aşınım ve birikim şekilleri oluşur. 4. TÜRKİYEDE DALGA VE AKINTILARIN OLUŞTURDUĞU KIYI ŞEKİLLERİ: Kıyı kara ve deniz arasında bir sınır çizgisidir. Kıyı kara ve deniz olaylarının çarpıştığı yerdir.galgalrın aşındırması ve diğer coğrafi etmenler nedeni ile kıyılarda pek çok şekil oluşmuştur… Falezler (Yalıyarlar): Yüksek kıyılarda dalgaların etkisiyle kıyıların alt kısımları aşındırılır ve bazı oyuklar oluşur. Bu oyuklar büyüdüğü zaman tavanları çöker ve denize dik kıyılar meydana gelir. Bu dik kıyılara falez ya da yalıyar adı verilir
Ülkemizde, falezler en çok Karadeniz kıyılarında oluşmuştur. Çünkü, en dik kayılarımız Karadeniz kıyılarıdır. Hopa - Sarp kıyıları ile Cide - İnebolu kıyıları arasında ve Şile çevresinde falezli kıyıların en tipik örnekleri görülür. Akdeniz’de Teke ve Taşeli kıyılarında da falezler oluşmuştur.
Kıyı Kumsalları (Plajlar): Dalga ve akıntıların etkileriyle kıyıdan koparılan malzemeler, bir müddet sonra sürtünme sonucu iyice ufalanır, incelir. Dalgalar bu küçülen malzemeleri alçak kıyılarda biriktirirler. Sonuçta kıyı kumsalları yani plajlar oluşmuş olur.
Kıyı Okları ve Kordonları: Dalgalar ve kıyı akıntıları, taşıdıkları materyalleri özellikle koyların kenarında biriktirirler. Sonuçta kıyılarda çıkıntılar oluşur.Bunlara kıyı oku denir. Kıyı okları zamanla daha da genişler ve uzar. Bunlara da kıyı kordonu adı verilir.
Kıyı okları ve kordonları, en belirgin olarak Çukurova, Göksu, Çarşamba ve Bafra deltalarında oluşmuştur.
Lâgünler: Koyların önünde oluşan kıyı kordonları zamanla koyun önünü tamamen kapatır ve denizle olan bağlantısını keserek deniz kenarında bir göl oluşumuna sebebiyet verir. Böyle oluşan göllere lâgün ya da deniz kulağı denir.
Türkiye’deki bütün delta ovalarında küçük lagünler oluşmuştur. Ayrıca, Büyük ve Küçük Çekmece Gölleri ile Durusu Gölü birer lagündür. Tombololar: Kıyı yakınındaki bir adanın bir kordonla kıyıya bağlanması sonucu oluşan yarım adalara tombolo denir. Türkiye’de Güney Marmara kıyılarındaki Kapıdağ Yarımadası tomboloya örnek olarak verilebilir. 5. BAŞLICA KIYI TİPLERİ a. Fiyort Kıyılar: Buzul vadilerinin sular altında kalması sonucu oluşan kıyılardır. Bu kıyı tipine ait en güzel örnek, İskandinav Yarımadası’nın Atlas Okyanusu kıyılarıdır. Dünya’nın en büyük fiyordu Norveç’teki Soğne fiyordudur. b. Skyer Kıyılar: Buzulların aşındırdığı tepeciklerle veya buzulların biriktirdiği moren yığınlarıyla şekillenmiş kıyılar sular altında kalınca yüzlerce adacık ortaya çıkar. Bu tür kıyılara skyer kıyılar denir. Baltık Denizi’nin kuzeydoğusunda bu tür kıyılar görülür. c. Ria tipi kıyılar: Plâtoları yaran derin vadilerin sular altında kalmasıyla oluşan kıyılardır. Dünya’da en güzel örnekleri, Güneybatı İrlanda ve Kuzeybatı İspanya’da görülür. Ülkemizde’de Güneybatı Ege kıyıları, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Haliç, ria tipi kıyılara örnek olarak verilebilir. d. Liman tipi kıyılar: Alçak kıyılardaki geniş vadilerin sular altında kalması ve bunların önünün kıyı setleriyle kapatılması sonucunda oluşmuştur. Dünya’daki en iyi örnekleri, Ukrayna’nın Karadeniz kıyılarında görülür. Ülkemizde de örnek olarak Büyük ve Küçük Çekmece kıyıları gösterilebilir. e. Dalmaçya tipi kıyılar: Deniz sularının, kıyıya paralel uzanan dağlar arasındaki çukurluklara dolmasıyla oluşan kıyılardır. Dünya’daki en iyi örneği Adriya Denizi kıyılarında görülür. Ülkemizde de Kaş (Antalya) çevresinde bu tür kıyılara rastlanır. f. Haliç (Estuar) tipi kıyılar: Gel - git olayı sonucunda akarsu ağızlarının aşındırılmasıyla oluşan ve huniye benzeyen kıyılardır. Dünya’nın en büyük halici Hamburg halicidir. Bunun yanında Londra, Elbe, Wesser, Thames, Evoş, Bordeaux ve Weischel haliçleri de Dünya’nın önemli haliçlerindendir. Bu haliçlerin hepsi, aynı zamanda gelişmiş birer limandır. g. Boyuna kıyılar: Dağların kıyıya paralel uzandığı yerlerde görülür. Ör:Karadeniz veAkdeniz Kıyıları. Bu kıyılarda; girinti-çıkıntı azdır. Doğal limanlar azdır ve hinterlandları dardır. İç kesimlere ulaşım zordur. Dalga aşındırması ile falez oluşumu fazladır. Kıyı ile iç kesim arasındaiklim, bitki örtüsü, ekonomik faaliyetlerde farklılık fazladır. h. Enine kıyılar: Dağların kıyıya dik uzandığı yerlerde görülür. Ör: Ege Bölgesi Kıyıları(Edremit-Kuşadası arası). Bu kıyılarda; girinti-çıkıntı fazladır. Kıta sahanlığı geniştir. İç kesimlere ulaşım kolaydır. Limanların Hinterlandı geniştir. Deniz etkisi iç kesimlere kadar sokulabilir.
DIŞ KUVVETLER RÜZGAR VE BUZULLAR RÜZGAR AŞINDIRMA BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ
Rüzgârlar, kopardıkları parçacıkları havalandırarak taşımak, bu parçacıkları çarptırarak aşındırmak ve gücü bitince de biriktirmek yoluyla yeryüzünde şekillendirme yaparlar.
Rüzgârlar, en fazla kurak ve yarıkurak bölgelerde etkilidirler. Çünkü, bu bölgelerde bitki örtüsü zayıf, arazi kuru, rüzgâr hızlıdır. Rüzgâr Aşındırma Şekilleri Rüzgârlar, güçleri ölçüsünde yeryüzünden kopardıkları parçacıkları veya mevcut materyalleri sürükleyerek, havalandırarak taşırlar ve önüne çıkan engellere çarptırırlar. Bunun sonucunda, kayaların yüzeyinde çizikler ve oyuklar oluşur. Aşınmaya karşı farklı dirençteki tabakalar üst üste oluşmuş ise bu oyuklar büyür ve bazı şekiller meydana gelir. Bu şekillerin en sık görülenleri şeytan masaları (mantar kayalar) tafoni ve yardang dır.
Şeytan Masası (Mantar Kaya):Rüzgarların taşıdıkları materyallerin kayaların alt bölümlerini çarparak aşındırması ile oluşur.Üst kısmı daha az aşınan kayalar mantar görünümünü alır. Tafoni:Taşların sular tarafından yumuşak kısımlarının eritilmesi ve aşındırılması sonucu kayaçlar üzerinde küçük oyuklar oluşur bu oyukara tafoni denir.
Yardang:Kayaçların yumuşak kısımları kolay aşınırken, sert kısımları zor aşınır. Böylece yüzeyde küçük çukur ve tümseklerden oluşan bir görüntü ortaya çıkar böyle arazilere yardang denir.
Rüzgâr Biriktirme Şekilleri
Rüzgâr biriktirme şekillerinden en yaygın olanları kumullardır. Kumullar, rüzgâr hızının azaldığı alanlarda kum yığınları şeklinde meydana gelirler.
Rüzgâr yönünde uzanan kumul tepelerine boyuna kumul, rüzgâra dik yönde olanlara da enine kumul denir. Hilal biçimindeki enine kumullara da barkan adı verilmektedir.
Kumul alanlarına yakın yerlerde oluşan ince toz birikintilerine ise lös toprakları adı verilmektedir.
Rüzgâr erozyonu, tarım alanlarındaki verimli toprakları süpürmektedir. Bu nedenle, rüzgâr erozyonundan topraklarımızı korumamız gerekmektedir.
Rüzgâr erozyonundan korunmak için; 1.Kurak mevsimlerde toprakların sürülmemesi, 2.Toprağa otsu bitkiler ekilmesi, 3.Ağaçlandırma yapılması, 4.Tarlaların nadasa bırakılmaması, 5.Meralarda aşırı otlatmanın engellenmesi, 6.Hasattan sonra anızların yakılmaması, vs gereklidir.
BUZULLAR VE BUZULLARIN OLUŞTURDUĞU ŞEKİLLER
Kutuplarda ve yüksek dağlar üzerinde yağışlar genellikle kar halinde olur. Sıcaklık çok düşük olduğu için yağan karlar erimeden üst üste birikir. Biriken bu karlara toktağan (kalıcı) kar denir. Yaz ve kış karla örtülü olan böyle yerlerin alt kısımlarına ise, toktağan (kalıcı) kar sınırı adı verilir.
Kar örtüsü başlangıçta yumuşak ve gevşektir. Ancak, daha sonra soğuğun etkisi ve yağan karların sıkıştırması ile sertleşir. Buna buzkar denir. Buzkarlar, daha sonra üstüste yağan karların basıncı ile iyice katılaşır ve buzul haline gelir.
Binlerce km2 lik sahaları geniş ve kalın bir örtü gibi kaplayan buzullara örtü buzulu, dağların zirvelerinde oluşan buzullara da dağ buzulu denilmektedir. Ülkemizdeki buzullar dağ buzulu şeklinde oluşmuşlardır.
Türkiye’deki buzul dönemi, dördüncü jeolojik zamanda, Dünya’daki iklim değişmelerine bağlı olarak başlamıştır. Bu devirde özellikle ülkemizin yüksek yerleri buzullaşma olaylarından etkilenmiştir. Bundan dolayı, 2200 m. den daha yüksek olan dağlarımız buzullarla kaplanmıştır.
Buzulların Aşındırma Şekilleri
Buzul Vadisi: Buz örtüleri altında kalmış olan bölgelerde, buzun yatağını aşındırıp derinleştirmesi sonucunda oluşan “U” şeklindeki vadilerdir.
Hörgüç kaya: Anakayanın buzullar tarafından işlenmesi sonucunda oluşan kaya tepeleridir.
Sirk Çanağı (Buz Yalağı): Dağ yamaçlarındaki bazı buzulların, bulundukları alanı aşındırmasıyla oluşan çanaklardır. Buzullar bazen eriyince bu çanaklar sularla dolarak sirk göllerini meydana getirirler.
Türkiye’de, buzulların aşındırma şekilleri, en çok aşağıdaki dağlarımızda görülür: 1.Toroslar’da, Bey Dağları, Sultan Dağları, Bolkar Dağları ve Aladağlar 2.Göller Yöresi’nde, Davras ve Dedegöl Dağları 3.Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Mescit, Yalnızçam, Bingöl, Buzul, Süphan, Sat ve Ağrı Dağları 4.İç Anadolu Bölgesi’nde, Erciyes Dağı 5.Marmara Bölgesi’nde, Uludağ 6.Karadeniz Bölgesi’nde, Kaçkar ve Giresun Dağları
Buzulların Biriktirme Şekilleri
Moren (Buzultaş): Buzulların aşındırdıkları malzemeleri biriktirmesiyle oluşurlar. Ortalama kalınlıkları 50 - 60 m kadardır.
Drumlin: Buzulların taşıyıp biriktirdiği materyallerin, buzulun alt kısmındaki erimeler sonucu meydana gelen dereler tarafından işlenmesiyle oluşan birikintilerdir.
Sander Ovası: Eriyerek çekilen buzul sularının oluşturduğu düzlüklerdir.Ülkemizde, buzul birikim şekillerinden sadece morenler bulunur. Ancak, bunlar da pek yaygın değildir. Çünkü, morenlerin büyük bir kısmı akarsular tarafından taşınmıştır.
Kayatuzu, jips (alçıtaşı), kalker (kireçtaşı) gibi suda kolay eriyebilen kayaçların bulunduğu arazilere karstik araziler adı verilir. Bu arazilerde suların etkisiyle birtakım şekiller oluşur. Bu şekillere karstik şekiller denir.
1. Aşındırma (Çözünme) Şekilleri
Lapyalar: Karstik arazilerde, yağışlar sonucunda yeryüzüne düşen sular, kireçtaşlarını aşındırarak oyuklar ve yarıklar oluşturur. Bunlara lapya denir.
Lapyalar en küçük karstik çözünme şekilleridir. Toroslar’da, Bolkar Dağları ile Aladağlar’ın yamaçlarında bu tür şekiller yaygın olarak görülür.
Dolinler: Lapyalar zamanla genişleyip birleşerek dolinleri oluştururlar. Derinlikleri birkaç metredir. Çapları ise birkaç yüz metreyi bulabilir. Göller Yöresi’nde, Geyik ve Bolkar Dağları ile Aladağlar üzerinde, İç Anadolu’nun güneyindeki Obruk Plâtosu’nda sayısız örnekleri vardır.
Uvala ve Polyeler: Karstik sahalarda dolinler zamanla genişleyerek uvala denilen şekilleri oluştururlar. Uvalalar da genişleyip birleşirlerse polye adı verilen şekilleri meydana getirirler. Ülkemizdeki bazı ovalar polye ovası özelliğindedir. Bunların en önemlileri Muğla, Elmalı, Kestel, Çeltikçi, Suğla, Bozova, Kızılova, Bademağacı, Kızılkaya, Seki ve Gembos polyeleridir.
Uvala P olye
Obruklar: yer altındaki mağara ve galeri tavanlarının çökmesiyle oluşmuş derin karst kuyularıdır. Obrukların bazılarının tabanlarında sular birikmiştir ve obruk gölleri meydana gelmiştir. Ülkemizin özellikle Konya Bölümü’nde obruklar yaygın olarak görülür. Bu bölümde Kızılören, Timraş, Kuruobruk ve Çalıdeniz obrukları en çok bilinenlerdir. Ayrıca Akdeniz Bölgesi’nde Akseki’nin doğusunda çok derin obruklar bulunur. Silifke’nin doğusundaki Cennet - Cehennem obrukları turistik açıdan önemlidir.
Mağaralar: Karstik alanlarda yer altı sularının eritmesi sonucu oluşan doğal yer altı boşluklarına mağara denir. Bu mağaralar birer turizm alanıdırlar. En tanınmış olanları Damlataş (Alanya), Karain (Antalya), İnsuyu (Burdur), Dim (Alanya), Zindan (Isparta), Dilek kuyu (Mersin) ve Narlı kuyu (Mersin) mağaralarıdır.
Tüneller ve Doğal Köprüler: Karstik alanlarda yeryüzündeki sular yer altına sızarlar ve tabakaların bu sularla çözünmesi sonucu tüneller oluşur.
Özellikle, Akdeniz Bölgesi’nde bu tüneller sıkça görülür. Buralardaki bazı akarsular, akışlarının bir kısmını yer altındaki bu tünellerle gerçekleştirirler.
Yer altında oluşan bu tüneller yer yer çökerek doğal köprüler oluştururlar. Örneğin, Silifke’nin kuzeydoğusunda Göksu nehri üzerindeki Yerköprü bu şekilde oluşmuştur. Uzunluğu 500 m kadardır.
2. Biriktirme Şekilleri
Travertenler: Karstik alanlardan kaynaklanan suların içerisinde eriyik halde bulunan kireç, buharlaşma ve sudaki karbondioksitin ayrışması sonucu çökelir ve travertenler meydana gelir.
Ülkemizde traverten oluşumu en yaygın olarak, Antalya Ovası’ndadır. Bursa’da, Denizli civarında, Pamukkale’de ve Silifke’de de travertenler oluşmuştur.
Sarkıt, Dikit ve Sütunlar: Mağara tavanından sarkan kalsiyum karbonat çökelti taşlarına sarkıt, mağara tabanından yükselen kalsiyum karbonat çökelti taşlarına ise dikit adı verilir.
Sarkıt ve dikitler birleşirse sütun adı verilen şekiller oluşur. Akdeniz Bölgesi’ndeki karstik mağaralarda sarkıt, dikit ve sütunlar fazlaca oluşmuşlardır.
Akarsular yeryüzünün şekillenmesinde en etkili olan dış kuvvetlerdir. Çünkü, kutup bölgeleri, çöller ve dağların yüksek kısımları dışında kalan yerlerde akarsular etkilidir. Sahip olduğu konum, iklim ve topoğrafya özelliklerinden dolayı Türkiye de akarsuların etkili olduğu ülkeler arasındadır.
Türkiye’deki akarsu sistemi Üçüncü Jeolojik Zaman’ın sonunda, orojenik hareketlerinbitmesiyle oluşmaya başlamıştır. Daha sonraki epirojenik hareketler sonucu meydana gelen yükselmeye bağlı olarak akarsular, vadilerine iyice gömülmüşlerdir. iç kuvvetlerin hazırlamış olduğu ana yer şekilleri akarsular tarafından işlenmekte ve değiştirilmektedir. Böylece akarsu sistemi de gelişerek bugünkü şeklini almıştır. Yeryüzünün veTürkiye’nin şekillenmesini sağlayan akarsular şekillerini iki yolla oluştururlar. AŞINDIRMANIN OLUŞUM ŞEKİLLERİ Akarsuyun, içerisinden geçtiği yatağı kazması ve kopardığı parçacıkları taşıması olayına aşındırma denir. Akarsular kimyasal ve fiziksel (mekanik) yollarla aşındırma yaparlar. 1. Kimyasal aşındırma: Sıcaklığın yüksek olduğu zamanlarda veya sürekli sıcak bölgelerde, akarsuların geçtikleri yeri eritmesiyle yaptığı aşındırmadır. 2. Fiziksel (Mekanik) aşındırma: Akarsular, eğime bağlı olarak kazandıkları güçle, yatağındaki kayaları parçalayarak aşındırır. Akarsular genelde fiziksel yolla aşındırma yaparlar. Akarsuların fiziksel aşındırması üç şekilde olur. a. Derine aşındırma: Akarsuların yatağını düşey doğrultuda ışındırarak, deniz seviyesine indirmeye çalışmasıdır.
b. Yana aşındırma: Akarsuların içlerindeki materyallerle birlikte, eğimin azaldığı yerde salınımlar yaparak, yanlara çarpması sonucu meydana gelen aşındırmadır.
c. Geriye aşındırma: Akarsularda su miktarı en çok ağız kısmında olur. Çünkü, bu kısımda akarsu bütün kollarından aldığı suyu taşır. Bu kesimdeki su fazlalığı nedeniyle, akarsular yataklarını, denize döküldükleri yerden başlayarak geriye doğru aşındırmaya başlarlar. Böylece aşınan nokta, kaynağa doğru kayar ve zamanla akarsu üzerindeki şelaleler ortadan kalkar. Buna geriye doğru aşındırma denir. Geriye doğru aşındırma ile akarsular, çevredeki küçük akarsuları kollarıyla birlikte kendisine bağlar. Buna akarsu kapması veya kapma denir
DENGE PROFİLİ: Akarsular vadilerini kazıp derinleştirdikçe, yataklarının eğimi gittikçe azalır. Bu yüzden zamanla akış yavaşlar, aşındırma eski hızını kaybeder ve en sonunda hemen hemen sona erer. Akarsu yatağında artık, başlangıçtaki pürüzler, şelaleler ortadan kaldırılmış olur. Bu duruma erişen bir akarsuyun, ağzından kaynağına doğru uzanan profili iç bükey bir eğri halindedir.
Denge Profiline Ulaşmışsa 1.Yatak eğimi azalmıştır 2.Akış hızı azalmıştır 3.Aşındırma gücü azalmıştır. 4.Su potansiyeli azalmıştır. 5.Enerji üretimi için elverişsizdirler. 6.Üzerinde ulaşım ve taşımacılık yapılabilir Denge Profiline Ulaşmamışsa: 1.Yatak eğimi fazladır 2.Akış hızı fazladır 3.Aşındırma gücü fazladır 4.Su potansiyeli fazladır 5.Baraj yapımına uygundur 6.Üzerinde ulaşım yapılamaz AKARSU AŞINIM ŞEKİLLERİ 1. Vadiler
a. Boğaz Vadi (Yarma Vadi): Yüksek dağ sıralarını enine yarıp geçen akarsular bu tür vadiler oluştururlar. Vadilerin yamaçları oldukça diktir ve vadi dardır. Türkiye'de, Kızılırmak, Yeşilırmak, Fırat, Sakarya, Seyhan ve Göksu nehirleri ile Zap suyu böyle vadilerden akarlar. b. Kanyon Vadi: Yamaçlardaki farklı aşınma sonucu, basamaklı bir biçimde oluşan vadi tipidir. Yamaçlar oldukça dik ve derindir. Genellikle kolay aşınabilen kalın kalker tabakaları içerisinde oluşur. Kanyon vadiler, Türkiye’de pek yaygın değildir. Akdeniz Bölgesi’ndeki Göksu vadisinde kanyonlar görülür. c. Çentik (Kertik) Vadi: Akarsu yatağında aşındırma derine doğru sürüyorsa “V” şekilli vadiler oluşur. Bu tür vadilere çentik vadi adı verilir. Çentik vadiler ülkemizde en yaygın olan vadi tipleridir. Dağlık alanlarda bu tür vadilere sıkça rastlanır. d. Yatık yamaçlı vadi: Farklı aşınma sonucunda farklı yükseklikteki yamaçlara sahip olan vadi tipidir. Akarsu yatağının eğiminin azaldığı yerlerde görülür. e. Tabanlı vadi: Akarsu aşındırmasının ileri safhalarında oluşan vadi şeklidir. Vadi tabanı ova özelliği kazanır. Vadi yamaçları iyice yatıklaşır ve belirginliğini kaybeder.Türkiye’de özellikle Batı Anadolu’da bu tür vadiler yaygındır. 2. Menderesler Akarsular, eğimlerinin azaldığı yerlerde kıvrılarak akarlar. Hem aşındırma, hem de biriktirme sonucunda, bu kıvrımlar daha da genişleyerek menderesleri oluştururlar. Hem aşındırma hem biriktirme şeklidir.Mendereslerde yana aşındırma fazla olduğu için sık sık yatak değiştirirler. Ülkemizde, ovaların tabanlarında ve olgun vadilerdeki akarsular menderesler çizerek akarlar. Menderesler oluşturan bir akarsuyun; 1.Yatak eğimi azalmıştır. 2.Akarsu hızı azalmıştır. 3.Uzunluğu artmıştır. 4.Aşındırma gücü azalmıştır. 5.Biriktirme faaliyetleri yaygındır. 3. Kırgıbayır (Badlands) Şiddetli yağmurların oluşturduğu selinti suları, bitki örtüsünün bulunmadığı ve kolay aşınabilen arazileri aşındırır.Bunun sonucunda, arazi yüzeyi girintili çıkıntılı bir görüntü alır. Bu tür arazilere kırgıbayır adı verilir.Kırgıbayır, özellikle sağanak yağışların görüldüğü, yarıkurak bölgelerde daha sık meydana gelir. Türkiye’de, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygındır. 4. Çağlayan ve Çavlanlar (Şelaleler-Dev Kazanı) Akarsu yataklarında, bazen bazı tabakalar aşınmaya karşı farklı direnç gösterirler. Bunun sonucunda da basamaklar oluşur. İşte, akarsuların bu basamaklardan akan kısımlarına çağlayan adı verilmektedir. Eğer basamaklar yüksekçe ve düşen su miktarı fazla ise, böyle kısımlar da çavlan veya şelale olarak isimlendirilir. Ülkemizdeki en tanınmışları, Manavgat Çağlayanı ile Düden, Muradiye ve Gürlevik şelaleleridir.Çağlayan ve çavlanlarda suların yüksekten düştüğü kısım aşınırsa, derin oyuklar oluşur. Bu oyuklara dev kazanı adı verilir 5. Peribacaları Volkanik arazilerde, selinti sularının, aşınmaya karşı farklı dirençteki tabakaları aşındırması sonucunda oluşan şekillerdir. Oluşumunda volkanik tüflü arazi,sel ve yağmur suları,bitki örtüsünün az olması ve rüzgar etkilidir.Türkiye’de Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Avanos çevresinde yaygındır. 6. Peneplen (Yontukdüz) Akarsuların ve akarsularla birlikte diğer dış kuvvetlerin, yeryüzünü aşındırması sonucunda deniz seviyesinde hafif dalgalı düzlükler oluşur. Bunlara peneplen (yontukdüz) adı verilir. Ülkemiz yeryüzü şekilleri IV. jeolojik zamanın başlarında toptan yükseldiği için, iç kısımlarda peneplen izlerini görmek mümkündür. AKARSULARDA BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ Akarsuların biriktirme yapabilmesi için; 1.Eğimin azalması , 2.Suyun azalması 3.Akarsu hızının azalması, 4.Akarsu yükünün artmasıgereklidir. Bu faktörler bir arada olunca, akarsuyun gücü azalır ve biriktirme başlar. AKARSU BİRİKİM ŞEKİLLERİ 1. Birikinti Konileri ve Yelpazeleri Dağ yamaçlarından düzlüğe inen akarsular, taşıdıkları materyalleri eğimin azaldığı yerlerde yarım koni şeklinde biriktirirler. Bunlara birikinti konisi denir. Akarsuların taşıdıkları maddeler ince ise, geniş bir alana yelpaze gibi yayılırlar. Bunlara da birikinti yelpazesi denir. Ülkemizde dağ eteklerinde, bu tip şekillere sıkça rastlanır. 2. Dağ Eteği Ovaları Dağ eteğinde, eğimin azaldığı yerlerde meydana gelen birikinti konileri ve yelpazelerinin zamanla yanlara doğru büyüyerek birleşmeleri sonucu oluşan ovalardır. Bursa ovası, Uludağ’ın eteğinde oluşmuş bir dağ eteği ovasıdır. 3.Dağ İçi Ovaları Dağ içlerinde, eğimin azaldığı yerlerde, akarsuyun taşıdığı malzemeleri biriktirmesi sonucu oluşan düzlüklerdir. Engebeli ülkelerde daha fazla oluşur. Malatya, Muş, Elazığ ovaları bu şekilde oluşmuşlardır. 4.Taban Seviyesi Ovaları Akarsuların denize yaklaştıkları yerlerde taşıma gücü azdır. Böyle yerlerde akarsular, taşıdıkları malzemeleri biriktirirler ve ova yüzeyini alüvyal dolgu alanı haline getirirler. Böyle oluşan düzlüklere taban seviyesi ovası veya alüvyal taşkın ovası denir. 5.Delta Ovaları Akarsuların taşıdıkları malzemeleri, deniz içerisinde biriktirmesi sonucu, üçgene benzeyen düzlükler meydana gelir. Bunlara delta ovası adı verilir. Delta ovalarının oluşabilmesi için, 1.Akıntıların olmaması, 2.Akarsu yükünün fazla olması 3.Gel - git genliğinin az olması , 4.Kıyının sığ olması gerekir Türkiye’de birçok delta ovası vardır. Başlıcaları Çukurova, Bafra ve Çarşamba ovalarıdır. 6. Taraçalar (Sekiler) Aüvyal tabanlı vadi üzerindeki akarsuların, yeniden canlanarak, yatağını kazması sonucunda oluşan yüksekte kalmış eski vadi tabanlarıdır. Türkiye’de, çeşitli zamanlarda epirojenik hareketler görüldüğü için, vadiler boyunca taraçalar görülür. 7. Kum Adacıkları Akarsu eğiminin azaldığı ve yatağın genişlediği yerlerde, taşınan alüvyonlar ve kumlar küçük adacıklar şeklinde biriktirilir. Bunlara kum adacıkları denir.
AKARSULARIN GENEL ÖZELLİKLERİ TÜRKİYENİN AKARSULARI Akarsularla İlgili Terimler
1.Akarsu kaynağı:Akarsuyun doğduğu yerdir. 2.Akarsu ağzı:Akarsuyun herhangi bir denize veya göle döküldüğü yerdir. 3.Akarsu yatağı:Kaynakla ağız arasında uzanan, akarsuyun içinden aktığı çukurluktur. 4.Akarsu vadisi:Akarsuların, içinde aktıkları yatağı aşındırmalarıyla ortaya çıkan çukurluktur. 5.Akarsu havzası: Akarsuyun koları ile birlikte sularını topladığı alana denir Sularını denize ulaştırabilen akarsulara açık havzadenir.Ancak, akarsular topladıkları suyu denize ulaştıramıyorsa, kara içinde bir göle dökülüyorsa veya yer altına sızıyorsa, bu tür akarsuların havzasıkapalı havzadır. 6.Su bölümü çizgisi:İki akarsu havzasını birbirinden ayıran sınırdır. Genellikle dağların doruk noktalarından geçerler. 7.Akarsu ağı (Akarsu drenajı):Akarsu havzası, içindeki kollarıyla birlikte bir ağ oluşturur. Buna akarsu ağı (drenajı) denir. Havzanın eğimi, yapıyı oluşturan taşların cinsi ve tabakaların özelliklerine göre, değişik tipte akarsu drenajları oluşur. 8.Akarsu debisi (akımı):Akarsu yatağının, herhangi bir kesitinden geçen su miktarının m3/sn cinsinden değeridir. Debiye etki eden faktörler: §İklim (yağış sıcaklığı) §Bitki örtüsü §Havzadaki büyük kaynaklar ve yer altı suları §Yatağın geçirimliliği §Dağlardaki kar kalınlığı §Göller §İnsan 9.Akarsu rejimi:Akarsuyun yıl içerisindeki debi değişiklikleridir. Akım düzeni olarak da adlandırılır. Su seviyesinde fazla değişiklik olmayan akarsuların rejimleri düzenlidir. Aylara ve mevsimlere göre, seviye değişikliği fazla olan akarsuların rejimleri düzensizdir.
Rejime etki eden faktörler §Yağış rejimi §Yağış biçimi §Akarsu kaynağı §Sıcaklık ve buharlaşma §Havzanın genişliği §Arazinin şekli ve eğimi 10.Akarsu hızı:Akarsuyun birim zamanda aldığı yoldur (m/sn). Akarsu hızı muline denilen bir araçla ölçülür. 11.Hız çizgisi:Akarsu hızının en fazla olduğu noktaları birleştiren çizgidir. 12.Sürekli akarsu:Yatağında her zaman su bulunduran akarsudur. 13.Geçici akarsu:Yatağında her zaman su bulundurmayan, bazen kuruyan akarsudur. 14.Taban seviyesi:Akarsular aşındırmalarını derine, yana ve geriye doğru yaparlar. Hiçbir akarsu yatağınıdeniz seviyesinin daha altına kadar ışındıramaz. Bu seviyeye taban seviyesi denir. 15.Yamaç gerilemesi:Özellikle nemli iklim bölgelerinde yamaçlar hem alttan, hem de sel sularıyla üstten aşınırlar. Bunun sonucunda yamaç gerilemesi olayı meydana gelir ve yamaç profili oluşur. TÜRKİYENİN AKARSULARI
Türkiye akarsular bakımından şanslı bir ülkedir. Özellikle doğu ve güney komşularına göre zengin bir ülke sayılır. Akarsularımız uzunluk akıttıkları su miktarı (Debi), beslenme şekilleri ve su miktarının yıl içindeki değişimi (Rejim) bakımından farklı özellikler gösterir. Ancak Türkiye akarsuları bütünüyle düşünüldüğü zaman bazı ortak yönleri ortaya çıkar. Akarsularımızdan şu şekilde yararlanılır. Þİçme suyu ÞSulama ÞTurizm ÞBalıkçılık ÞEnerji üretimi
AKARSULARIMIZIN GENEL ÖZELLİKLERİ Türkiye akarsularının ortak özelliklerinin başında genellikle kısa boylu olmaları gelir. Kızılırmak, Yeşilırmak Fırat ve Dicle dışındaki akarsularımız kısa boyludur. Sınırlarımız içinde doğup ve kendi kıyılarımızdan denize dökülen en uzun akarsuyumuz olan Kızılırmak’ın boyu 1355 km’dir. Akarsularımızın boylarının kısa olmasınınbaşlıca nedeni; ülkemizin bir yarımada olması ile Kuzey Anadolu dağları ve Toros dağlarının uzanış biçimidir. Bu dağlardan kaynaklanan ve denize dökülen akarsuların boyu çok kısadır. Çünkü bu dağlar, kıyıya çok yakın ve paralel olarak uzanmaktadır. Akarsularımızın bir başka ortak özelliği de hızlı akmalarıdır. Bunun başlıca nedeni, ülkemizde dağların fazla olması ve genellikle sıradağlar şeklinde uzanmasıdır. Bu akarsuların hızı da fazla olmaktadır.
Türkiye akarsularının pek çoğunun akıttığı su miktarı, mevsimlere göre önemli farklılıklar göstermektedir. Bu da ülkemizdeki farklı ilkim özelliklerinden kaynaklanmaktadır.Genellikle yaz mevsiminde akarsularımızın akıttığı su azalır. Küçük akarsuların pek çoğu kurur.
İç Anadolu, Ege, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinin büyük kısmında durum böyledir. Buna karşılık ilkbahar ve kış mevsimlerinde akarsular birden canlanır ve bol su taşırlar. Çünkü bu mevsimlerde artan yağışlar ve eriyen kar suları akarsuları besler. Ancak Karadeniz Bölgesi’nin akarsularında durum farklıdır. Çünkü bu bölge ikliminin özelliği olarak, her mevsim yağış düşmekte ve akarsuları beslemektedir.
Akarsularımızın pek çoğu ülke sınırları içinden doğmakta ve kendi topraklarımızdan denize dökülmektedir. Fırat, Dicle, Aras, Kura ve Çoruh ırmakları ise topraklarımızdan doğdukları halde ülke dışından denizlere veya göle ulaşmaktadır. Meriç ve Asi ırmakları da ülkemiz dışından kaynaklarını alarak kıyılarımızdan denize dökülmektedir.
Akarsularımız genellikle açık havzaya sahiptir. Van gölü, Tuz gölü ve göller yöresi kapalı havzalarındaki küçük akarsular dışında kalanlar denizlere ulaşırlar. Yani açık havzaya sahiptirler. Akıttıkları su miktarının yıl içinde değişmesi, sel olaylarının sıkça görülmesi, yatak eğimlerinin ve hızlarının fazla olması nedenleriyle, akarsularımızda ulaşım imkanları çok sınırlıdır.
2.BAŞLICA AKARSULARIMIZ
Haritanın büyük hali için üzerine tıklayınız. Türkiyenin deltaları haritası için TIKLAYINIZ a. Karadeniz’e Dökülen Akarsular Çoruh:Mescit dağlarından doğar. En önemli kolları Doğu Anadolu’dan gelen Oltu veTortum çaylarıdır. Bu ırmağın vadisi çok dar ve derindir. Çevresindeki dağlık alana göre 1000 metreden daha fazla gömülmüştür. Gürcistan topraklarında Batum’dan Karadenize dökülür. Yeşilırmak: Bu ırmağın en uzun kolu olan Kelkit, Doğu Karadeniz’de Gümüşhane dağlarından doğar. Batıya doğru Kelkit oluğu boyunca akar. Erbaa Ovası’nı geçtikten sonra batıdan gelen Yeşilırmak kolu ile birleşir ve kuzeye yönelerek oluşturduğu Çarşamba Deltasından Karadeniz’e ulaşır. Kızılırmak: Sınırlarımız içinde doğarak kendi topraklarımızdan denize dökülen en uzun akarsuyumuzdur. En uzun kolu, Sivas doğusundan ( Kızıldağ) kaynağını alır. İç Anadolu’da büyük bir yer çizer. Kırmızı renkli tortullar arasından geçerken suları kırmızımsı bir renk alır. Tuz gölünün kuzeyinde, kuzeye doğru yönelir. Delice, Devrez ve Gökırmak kollarını aldıktan sonra oluşturduğu Bafra Ovasından denize ulaşır. Üzerinde Hirfanlı ve Altunkaya baraj gölleri bulunur. Sakarya: Bu ırmak, Afyon kuzeyindeki Emir Dağından doğar. Batıdan Porsuk, doğudan da Ankara Çayı’nı alır. Batıya doğru büyük bir kavis çizdikten sonra kuzeye yönelir. Adapazarı Ovası2nı geçtikten sonra Karadeniz’e ulaşır. Üzerinde Hasan Polatkan ve Gökçekaya barajları kurulmuştur. b. Marmara Denizine Dökülen Akarsular: Bu akarsular Marmara denizine güneyden dökülürler. Güney Marmara bölümüyle İç Batı Anadolu’dan kaynaklanırlar. Kısa boylu olan bu akarsuların en önemlisi Susurluk Çayı’dır. Susurluk: Simav Çayı adıyla, Simav yakınlarından doğar. Karacabey Ovasını geçtikten sonra Uludağ’dan kaynağını alan Nilüfer Çayı ile birleşir ve Susurluk olarak Marmara denizine ulaşır. Susurluk Çayı’ndan başka güney Marmara bölümünden doğan bazı küçük çaylar da vardır.Bunların bazıları denize ulaşırken bazıları da göllerde son bulmaktadırlar. c. Ege Denizine Dökülen Akarsular:
Ege denizine dökülen akarsular, Marmara ve Ege bölgesi toprakları üzerindedir. Bunların başlıcaları kuzeyden güneye doğru Meriç, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes ırmaklarıdır. Meriç: Kaynağını Bulgaristan topraklarından alır. Edirne’de Tunca ile birleşir. Genel olarak kuzey – güney yönünde akarak Türkiye – Yunanistan sınırını oluşturur. Doğudan gelen Ergene Çayı’nı da aldıktan sonraEge denizine ulaşır.
Gediz:İç Batı Anadolu Eşiğindeki Murat Dağından doğar. Çeşitli kolları aldıktan sonra Gediz grabenini takiben batı yönünde akar. Yakın bir zamana kadar İzmir Körfezinin iç kesimine dökülürken, yatağının değiştirilmesi sonucu, Menemen Ovası’nıgeçtikten sonra Foça güneyinde denize ulaşmaktadır. Gediz ırmağı üzerinde DemirköprüBarajı bulunmaktadır.
Küçük Menderes: Bozdağlardan kaynağını alır. Birçok küçük kolla birleşerek Küçük Menderes Grabeni içinde büklümler yaparak akar. Kuşadası Körfezi’nin kuzeyinde Selçuk yakınlarında denize ulaşır.
Büyük Menderes: Önemli kaynaklarını İç Batı Anadolu, Göller yöresi ve Menteşe yöresinden alır. Ana akarsu aynı adı taşıyan graben içinde batı yönünde, menderesler yaparak akar ve denize dökülür. Bu akarsuyun üzerinde Adıgüzel ve Kemer barajları kurulmuştur.
d. Akdeniz’e Dökülen Akarsular: Asi dışındaki Akdeniz’e dökülen akarsular, Toros dağlarından gelen sulardır. Bunların başlıcaları batıdan doğuya doğru şöyle sıralanır:
Aksu: Kaynağını Isparta yakınlarından alır. Karstik alanlarda genellikle kuzey – güney yönünde akarak Antalya Körfezi’ne dökülür.
Göksu: Taşeli Plâtosu’nun kuzeyinden kaynaklarını alır. İki büyük kolunu Mut yakınlarında aldıktan sonra oluşturduğu Silifke Ovası’ndan denize ulaşır. Göksu’nun vadisi kalker araziye çok yerde yüzlerce metre gömülmüştür. Yer yer kanyon vadiler oluşturmuştur. Akarsu bazen de karstik tünellerden geçer.
Seyhan: Zamantı Çayı adıyla Uzunyayla’dan doğar. Göksu kolu ile birleşerek Seyhan adını alır. Adana yakınlarında oluşturduğu Adana Ovası’na ulaşır. Burada büklümler yaparak Mersin Körfezi’ne dökülür. Bu ırmak üzerinde Seyhan barajı kurulmuştur.
Ceyhan: Elbistan havzasını kuşatan dağlardan kaynaklarını alır. Büyük bir yarma vadi ile Kahramanmaraş düzlüğüne ulaşır. Osmaniyeyakınlarında Çukurova’ya girer. İskenderun Körfezi’nin batısında, Yumurtalık yakınlarında denize dökülür. Bu ırmak üzerinde Aslantaş ve Menzelet barajları vardır.
Asi: Lübnan’dan doğar. Kızıldeniz’den Kahramanmaraş’a kadar uzanan büyük bir grabeni kuzey kesimini takip ederekAntakya’nın doğusundan topraklarımıza girer. Amik Ovası’nın güneyinde bir yay çizerek tekrar güneye yönelir. Samanda yakınlarında Akdeniz’e ulaşır.
e. Basra Körfezi’ne Dökülen Akarsular:
Fırat: Kaynağınıtopraklarımızdan alan ve sınırlarımız dışında denize dökülen en uzun akarsuyumuzdur. En önemli iki konu Karasu ve Murat’tır. Doğu Anadolu’daki dağlık yörelerden, çeşitli boğazlardan geçerek akan bu iki büyük kol Keban Barajı’nda birleşir. Daha sonra Malatya Havzası’ndan geçer. Güneydoğu tarafları Torosları boğazlarla geçtikten sonra Gaziantep – Şanlıurfa platolarını derin bir biçimde yararak sınırımızı terk eder ve Suriye’ye girer. Irak’ın güneyinde Basra Körfezi yakınlarında Dicle ile Şat-ül Arab’da birleşerek Basra Körfezi’ne dökülür. Üzerinde Atatürk, Karakaya ve Keban Barajları vardır.
Dicle: Güneydoğu Toroslardan geçen çok sayıdaki küçük kollarla beslenir. Cizre güneyinde Türkiye – Suriye sınırını oluşturduktan sonra Habur ( Hezil) Çayı ile birleşir ve Irak topraklarına girer. Daha sonra, Hakkari Bölümü’nden beslenen Zap suyu ile birleşir ve güneye doğru akar. Şat-ül Arab’da Fırat ile birleşerek Basra Körfezi’ne dökülür. Üzerinde başta Devegecidi barajı olmak üzere çok sayıda küçük baraj vardır.
f. Hazar Denizi’ne Dökülen Akarsular: Bunlar topraklarımızdan çıkarak Azerbaycan’da birleşip Hazar gölüne dökülen Kura ve Aras ırmaklarıdır. Kura: Kars yakınlarından kaynaklarını alır. Ardahan plâtosunugeçtiktensonra Gürcistan topraklarına girer. Daha sonra Azerbaycan topraklarına giren Kura, Aras ile birleşerek Hazar gölüne dökülür.
Aras: Erzurum’un güneyinde Bingöl dağlarından sonra büyük bir yay çizerek Ağrı Dağı’nındoğusundan Dilucu mevkiinde Türkiye – Ermenistan – Nahcivan – İran sınır kavşağından geçer. İran’ın kuzey sınırını oluşturduktan sonra Azerbaycan topraklarında Kura ile birleşerek Hazar gölüne dökülür.
3. AKARSU HAVZALARIMIZ
Haritanın büyük hali için üzerine tıklayınız. Akarsularımızın çoğunun havzası açıktır. Yani bu akarsular, açık denizlere dökülmektedir. Bazı akarsularımız ise sularını açık denizlere ulaştıramamaktadırlar. İşte bunların havzaları kapalı havzalardır. Kura ile Aras ırmakları Türkiye dışındabulunan Hazar gölü kapalı havzasına akarlar. Türkiye’deki Kapalı Havzalar a.İç Anadolu kapalı havzası Konya Kapalı Havzası: Kuzeyden Obruk plâtosu, güneyden ise Toros dağlarının etekleriyle sınırlandırılmıştır. Doğu – batı yönünde uzanan büyük bir kapalı havzadır. Beyşehir Gölü ile Toroslardanve Obruk Plâtosundan gelen sular, bu kapalı havzada toplanır. Ancak bu sular fazla değildir. Konya, Karapınar, Karaman ve Ereğli yakınlarında tuzlu bataklıklar ve geçici göller oluşmuştur. Onun için verimsiz düzlükler geniş alanlar kaplar. Tuz Gölü Kapalı Havzası: Haymana Cihanbeyli ve Obruk plâtoları arasında yer alan tektonik bir çukurluktur. Gölün çevresinde tuzlu topraklar vardır. İçerisinde tuz gölünün de bulunduğu bu kapalı havzaya, çevreden çok küçük ve geçici akarsular su taşımaktadır. Bu sular çevre arazilerden çözdükleri tuzları, bünyelerine alarak göle taşırlar. Onun için göl suları çok tuzludur. Çözelti halinde bulunan tuzlar, şiddetli buharlaşma sonucu göl dibinde kristalleşerek tuz oluşturur. Afyon Akarçay Kapalı Havzası: Sultan Dağlarının kuzeyinde yer alır. Çökme sonucu oluşan bu kapalı havzada Akşehir, Eber ve Karamut gölleri bulunur. Sultan dağlarında ve çevreden gelen küçük derelerin suları bu göllerde toplanır. Akşehir Gölü’nün suları, tuzlu olduğu için içme ve kullanmaya uygun değildir. Eber gölü sularını, daha çukurda olanAkşehir Gölü’ne boşaltır. Bunun için bu gölün suları tatlıdır. Afyon Akarçay Havzası, tuz gölü ve Konya Havzası kadar kurak bir havza değildir. Kırşehir’in doğusunda çok küçük bir kapalı havza olan Seyfe Gölü havzası bulunur.
b. Göller Yöresi Kapalı Havzaları: Burdur Kapalı Havzası: Burdur Gölü’nün de içinde yer aldığı havzadır. Bu havza, kuzeydoğu –güneybatı yönünde uzanan tektonik bir çukurluktur. Havza, en çok güneyden beslenir. Ayrıca çevreden gelen bir çok küçük derelerde vardır.
Acıgöl Kapalı Havzası: Merkezinde acı göl bulunur. Çevreden gelen küçük geçici sular hep bu göle dökülür. Beslenmesi zayıf, buna karşılık buharlaşma fazla olduğu için gölün suları acıdır. Ayrıca bu iki kapalı havzanın güneyinde Salda, Çorak ve Kestel gölleri de çevrelerine göre küçük birer kapalı havza oluştururlar.
c.Van Gölü Kapalı Havzası: Yurdumuzun doğusunda bulunan büyük bir kapalı havzadır. Bu kapalı havzanın oluşumunu tektonik hareketler ve Nemrut Volkanı sağlamıştır. Havzanın en çukur yerini Van Gölü doldurmuştur. Bu havzanın etrafı, yüksek dağlarla çevrili durumdadır. Buralardan gelen sular Van Gölü’ne toplanır. Göl, en çok doğudan ve kuzeyden gelen derelerle beslenir. Van Gölü’nün suları sodalıdır. Bu durum gölün kuzeyinde bulunan ve soda içeren volkanik kökenli kayalardan, sodanın sular tarafından çözülerek göle taşınmasının sonucudur.
4-AKARSULARIMIZIN REJİMLERİ Akarsu rejimi, akarsuların akıttığı su miktarının yıl içindeki değişmelerine ve beslenme şekillerini ifade eder. Bazı akarsuların yatağındaki su miktarı, yıl içinde belirgin bir azalma ve çoğalma göstermez. Sürekli yağışlarla beslenen Doğu Karadeniz Bölümü akarsuları böyledir. Bir kısım akarsularda ise akım yılın belirli aylarında düzenli olarak azalır ve çoğalır. Kurak dönemde sular iyice çekilir, hatta tamamen kururken, yağışlı dönemde yatak tamamen sularla dolar.
Yurdumuzda bu tür akarsuların tipik örnekleri, Akdeniz ikliminin etkili olduğu yerlerde görülür. Bu özellikleri gösteren akarsuların rejimlerine düzenli rejim denir. Düzenli rejimli akarsularda her yılın akım grafiği bir birine çok benzer. Ancak bu rejimde de zaman zaman düzensizlikler görülür. Sağanak yağışlara ve hava sıcaklığındaki beklenmedik artışlara bağlı olarak ortaya çıkan kar erimeleri sonucu seller oluşmaktadır.
Bazı akarsuların yataklarındaki su miktarı ise yıl içinde belirsiz zamanlarda artar. Kurak bölgelerdeki akarsular böyledir. Çünkü buralardaki yağışlar çok düzensizdir. Bu bölgelerdeki akarsuların rejimlerine düzensiz rejim denir.
Akarsular genellikle yağmur, kar, buz ve kaynak sularıyla, bazı akarsularda göl sularıyla beslenir. Bunlardan sadece bir tanesi ile beslenen akarsulara sade rejimli akarsular denir. Ancak sade rejimli akarsular çok azdır. Ülkemizdeki akarsular genellikle hem yağmur hem kaynak hem de kar ve buz suları ile beslenir. Bu akarsuların rejimine de karma rejim denir. Türkiye’dekiSade Ve Karma Rejimli Akarsular: a.Yağmur Suları ile Beslenen Akarsular: Ülkemizdeki akarsuların bir kısmı yağmur suları ile beslenir. Genellikle Akdeniz iklimi özelliklerinin etkili olduğu yörelerimizde, yaz kuraklarının etkisi akarsulara doğrudan yansımaktadır. Bu nedenle yaz aylarında bu akarsularımızın yataklarındaki sular ya çok azalmakta ya da tamamen kurumaktadır. Kasım ayından sonra su miktarında hızlı bir artış görür. Ocak, şubat ve mart aylarında akarsuların debisi en yüksek değerine ulaşır.
Ege Bölgesi’ndeki akarsular ve Akdeniz Bölgesi’nde karstik kaynaklarla beslenmeyen akarsular bu rejime sahiptir. İç Anadolu Bölgesi’ndeki akarsularımız da yağmur sularıyla beslenen akarsulardır. Buralar da az da olsa, kar suları akarsuların beslenmesine katkıda bulunmaktadır.
b. Kar ve Buz Suları ile Beslenen Akarsular: Bu akarsular, yüksek dağlardan beslenirler. Buralarda bulunan kar ve buzlar, sıcak aylarda eriyerek akarsulara karışır. Bunun sonucu olarak Türkiye’de ilkbahar aylarında ve yaz başlarında akarsuların debisi en yüksek değerine ulaşır.
Türkiye’de kar ve buz sularıyla beslenen akarsular, Doğu Karadeniz bölümünden, Hakkari bölümünden ve Doğu Anadolu’nun yüksek dağlarından beslenen akarsular. c.Kaynak Sularıyla Beslenen Akarsular: Türkiye’de kaynak sularıyla beslenen akarsular, genellikle küçük akarsulardır. Manavgat Çayı buna güzel bir örnektir. Bu çay, Toros dağlarındandoğan karstik kaynaklarla beslenir. Bir kısım akarsularımızın bazı kolları da kaynak suları ile beslenmektedir. Bu kaynaklar genellikle karstik kökenlidir. Fırat’ın bir kolu olan Sultan suyu, bir karstik kaynaktan beslenmektedir.
d.Çölden Çıkan Akarsular: Bazı akarsularımız kaynaklarını göllerden alırlar. Göl sularını boşalttıkları için bu akarsulara göl ayağı (gideğen) da denilmektedir. Bunlar küçük akarsulardır. Yağışlı dönemde gölün suları yükseldiği zaman bu akarsular canlanır. Göl suyu seviyesi düştüğü zaman ise akarsular kurumaktadır. Onun için bunların çoğu geçici akarsulardır. Bu akarsuların başında Çarşamba suyu gelir. Beyşehir Gölü’nün sularını Konya Ovası’na akıtır. Eğridir Gölü’nden çıkan Kovada suyu, güneye doğru akarak Kovada gölüne dökülür. Göllerden kaynaklanan akarsulardan başka, bataklıklardan çıkan akarsular da vardır. e. Karma Rejimli Akarsular: Ülkemizde kısa mesafelerde iklim özellikleri değişmektedir. Bu nedenle uzun boylu akarsularımızın yukarı ve aşağı çığırları farklı iklim bölgelerinde bulunmaktadır. Ayrıca aynı akarsuyun değişik kolları değişik şekillerde beslenebilmektedir. Fırat ırmağının kollarından Sultan suyu, bir karstik kaynaktan beslenirken diğer büyük kolları yüksek dağlardan eriyen kar ve buz sularıyla beslenmektedir. Aynı zamanda yağmurlar da bu ırmağı önemli ölçüde güçlendirmektedir. Bunlardan anlaşılacağı gibi, ülkemizde büyük akarsular karma rejimlidir. Karma rejimli akarsular, bir yandan yağmur sularıyla beslenirken diğer yandan da eriyen kar, buz suları ve kaynak sularıyla güçlenen akarsulardır. Kızılırmak, Yeşilırmak ve Fırat bunların başında gelir.
DIŞ KUVVETLER A. KAYALARIN ÇÖZÜLMESİ, TOPRAK OLUŞUMU VE TOPRAK ÇEŞİTLERİ 1. Kayaların Çözülmesi Kayalar ve taşlar, dış olayların etkisi altında zamanla değişikliğe uğrayarak paslanmış, çürümüş gibi bir görünüm alır. Zamanla taşı oluşturan mineraller arasındaki bağ gevşer ve taş parçalara ayrılır, ufalanır. İşte, kayaların ve taşların uğradıkları bu değişikliklere çözülme denir. Kayaların yapısal değişikliğe uğraması iki şekilde gerçekleşir. • Fiziksel (Mekanik) Çözülme Kayaların, kimyasal yapıları değişmeden, yalnızca fiziki yapılarında görülen parçalanma, ufalanma ve ayrışma olayıdır.
ÇÖLLER Fiziksel çözülme, daha çok aşırı sıcaklık farkı görülen yerlerde, kayaların gündüzleri aşırı sıcaktan genişlemesi, geceleri de aşırı soğuktan dolayı büzülmesi sonucu gerçekleşir. Fiziksel çözülme, çöl, karasal, step, tundra gibi, aşırı sıcaklık farkı görülen iklimlerin etkili olduğu yerlerde daha kolay meydana gelir. • Kimyasal çözülme Kayaları oluşturan unsurların eriyerek, kimyasal bileşimlerinin değişmesi sonucundaki parçalanma, ufalanma ve ayrışma olayıdır. YAĞMUR ORMANLARI Kimyasal çözülme, daha çok, sıcaklık farkının az olduğu sıcak ve nemli iklim bölgelerinde görülür. Ekvatoral, Muson, Okyanus ve Akdeniz iklimlerinin etkili olduğu yerlerde daha kolay meydana gelir. 2. Toprak Oluşumu Çözülmeye uğrayan kayaların yüzeyi zamanla, ayrışmış mineraller, organik maddeler ve mikroorganizmalardan oluşan bir örtüyle kaplanır. Bu örtüye toprakdenir. Toprak tabakası, yerkabuğu üzerinde bulunur. Kalınlığı birkaç cm den, 2 - 3 m ye kadar olabilir. Oluşumunu tamamlayan bir toprak kesitinde; ·Ana kaya, ·Ayrışmış kaya, Ham toprak, Olgun toprak, katları bulunmaktadır. Bu katlara horizonadı da verilir. Horizonlar harflerle isimlendirilir. Toprağın en üst katı olan A Horizonu, bitkisel artıkların ayrışması ile oluşmuştur ve organik madde bakımından zengindir. Genellikle koyu renklidir. Bitkiler bu tabakada tutunur ve yetişip gelişir. B horizonu, toprağın üst katından taşınan, kireçler, killer ve minerallerin biriktiği ham toprak tabakasıdır. C horizonuana kayanın özelliğini taşıyan ayrışma katıdır. D horizonuise, toprağın ana özelliğini belirleyen ana kayanın bulunduğu kattır. Büyük hali için resmin üzerine tıklayınız. ··
Bitki artıklarının toprakta birikmesiyle oluşan, koyu renkli organik maddeye humusdenir. Humus, kayaların ufalanması veya ayrışmasında etkili değildir. Toprağa verimlilik kazandıran bir maddedir.
3. Toprak Çeşitleri Taşınmış Topraklar (Azonal Topraklar): Akarsular, rüzgârlar ve buzullar gibi dış kuvvetlerin, çeşitli sahalardan aşındırarak taşıdıkları materyalleri biriktirmeleriyle oluşan topraklardır. Bunlardan; ·Akarsu biriktirmesiyle oluşanlara alüvyal topraklar, ·Buzul biriktirmesiyle oluşan topraklara moren topraklar, ·Rüzgâr biriktirmesiyle oluşan topraklara da lös topraklar denilmektedir. Yerli Topraklar (Zonal Topraklar): Kayaların, bulundukları yerlerde çözülmeleriyle oluşan topraklardır. a. Nemli Bölge Toprakları • Tundra Toprakları
Kutuplara yakın, soğuk tundra bölgelerinin topraklarıdır. Toprak genelde ya donmuş haldedir ya da bataklık halinde bulunur. Bu nedenle tarım yapmaya elverişli değildir. Türkiye’de bu tür topraklar görülmez. • Podzol Topraklar
İğne yapraklı ormanlarla kaplı, soğuk ve nemli iklim bölgelerinin topraklarıdır. Çok yıkanmış olduklarından üst kısımlarının rengi soluklaşmıştır. Yine aynı sebepten dolayı, topraktaki besin maddeleri de azdır. Bunun sonucunda verimsizleşmiştir. Türkiye’de, Batı Karadeniz Bölümü’nde kahverengi ve kırmızımsı sarı podzolik topraklar yaygındır. • Kahverengi Orman Toprakları
Nemli orta kuşağın, geniş (yayvan) yapraklı ormanlarla kaplı bölgelerinde görülür. Humus bakımından zengin oldukları için verimlidirler. Türkiye’de, bu tür topraklar, Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olmakla birlikte, İç Anadolu’nun 1000 - 1200 m’den yüksek alanlarında da yer yer görülür. İç Anadolu’da, daha çok Kuzey Anadolu Dağları’nın güneye bakan yamaçlarında yaygındır. Yine, Trakya’nın kuzeyinde Yıldız Dağları’nda, İçbatı Anadolu’da, Güneydoğu Toroslar üzerinde de kahverengi orman topraklarına rastlanır. • Kırmızı Topraklar (Terra - rossa)
Nemli subtropikal iklim bölgesi ile Akdeniz iklim bölgelerinde, genellikle kalkerler üzerinde görülen topraklardır. Toprağa kırmızı rengini veren bileşimindeki demiroksittir. Türkiye’de, Akdeniz Bölgesi ile Kıyı Ege ve Güney Marmara’da yaygın olarak görülür. • Laterit Topraklar
Dönenceler arasında yer alan, sıcak ve nemli iklim bölgelerinin karakteristik toprak tipidir. Şiddetli bir kimyasal çözülme sonucu oluşur. Rengi kiremit kırmızısıdır. Humus oranı azdır. Buna bağlı olarak verimli değildir. Türkiye’de tam olarak laterit özelliği taşıyan toprak görülmez. Ancak, Doğu Karadeniz Bölümü’nde, laterit türü (lateritleşmiş) topraklara rastlanabilmektedir. b. Kurak Bölge Toprakları • Çernezyomlar
Çernezyomlar, Orta Kuşağın yarı nemli step bölgelerinde görülür. Kara topraklar adı da verilir. Fazla yıkanmadıkları için mineral ve kireç bakımından zengindir. Toprağın üst kısmında, steplerden oluşan bitki artıklarının oluşturduğu, kalın bir humus tabakası vardır. Bu nedenle Dünya’nın en verimli toprakları arasındadır. Çernezyomlar, ülkemizde en yaygın olarak, Erzurum - Kars Plâtosu’nda oluşmuştur. Ayrıca, İç Anadolu Bölgesi’nin kuzey kesiminde de yer yer bu tür topraklar görülmektedir. • Kestane veya Kahve Renkli Step Toprakları Az yağış alan step iklimlerinde görülen topraklardır. Üzerindeki bitki örtüsü seyrek olduğu için, humus oranı azdır. Bu yüzden verimleri düşüktür. Türkiye’de, Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu plâtoları ile İçbatı Anadolu’da yaygındır. • Çöl Toprakları
Çöl iklim bölgelerinde görülür. Çok az yağış alıp, fazla yıkanmadıkları için, kireç ve tuz oranı oldukça fazladır. Humus, hemen hemen hiç yoktur. Bu topraklarda tarım yapılamaz. Türkiye’de, bu tür topraklar görülmemekle birlikte, Tuz Gölü çevresinde çölleşmiş topraklara rastlanır. TOPRAK OLUŞUMUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER
1.İklim: Sıcaklık ve yağış toprak oluşumunu etkiler. Sıcaklık taşların ufalanma ve humus oluşum sürecini belirler. Nem, toprak yıkanmasını ve kimyasal çözülme sürecini etkiler. Topraktaki tuz ve kireç miktarını etkiler.
2.Bitki örtüsü: Kökleri ve organik asitler sayesinde ayrışma sürecini hızlandırır, toprakta organik madde oluşumunu sağlar, humus bakımından zenginleşme imkânı verir, toprakların zemine tutunmasını sağlayarak erozyona uğramasını engeller.
3.Yer şekilleri: Eğim, yükselti ve bakı toprak oluşumunu etkiler. Eğimli arazilerde toprak oluşumu daha yavaştır. Yamaçlarda topraklar erozyon gibi sebeplerden dolayı daha incedir. Yükselti iklim elemanlarının özelliklerini belirleyerek toprak oluşumunda etkili olur. Bakı, güneşlenme süresini ve sıcaklığı etkileyerek toprağın nemliliğini ve dolayısıyla oluşumunu etkiler.
4.Taşların özelliği(Ana kaya): Toprağı meydana getiren ana kaya, parçalanma sürecini, toprağın rengini, organik bakımdan zenginliğini ve su geçirimlilik oranını etkiler.Başkalaşım taşlardan oluşan topraklar daha su geçirimliliği fazla olan kumlu toprakları oluşturur. Kil ve kireç oranı yüksek olan ana kayalar, koyu renkli geçirimli toprakları meydana getirir.
5.Zaman: Toprak çok uzun sürelerde oluşumunu tamamlamaktadır. Tam bir toprak oluşumu binlerce yılda gerçekleşmektedir. Oluşum süresi kalınlığı etkiler.
B. YER GÖÇMELERİ VE KAYMALAR İklim olaylarına bağlı olarak, kar erimeleri ve yağmur şeklindeki yağışlardan dolayı, en fazla heyelan ilkbaharda, en az heyelan yaz ve sonbahar mevsimlerinde görülmektedir.
Yer göçmeleri yeryüzü şekillerinde değişiklik yapar. Örneğin, Tortum Gölü, eski bir tarihte yer göçmesi sonucu, Tortum Çayı vadisinin tıkanmasıyla oluşmuştur. Trabzon’un batısındaki Sera Gölü de 1950 yılındaki bir yer göçmesi sonucu meydana gelmiştir. Herhangi bir yamacın, bir kısmının kayarak aşağıya doğru yer değiştirmesine yer göçmesiya da heyelandenir. Eğer, ana kaya üzerinden yalnızca toprak örtüsü kayıyorsa, buna da yer kayması adı verilir. Yer Göçmeleri ve Yer kaymalarını oluşturan etkenler a. Fazla eğim: Yer göçmeleri ve kaymalarına etki eden en önemli faktör eğimdir. Düz bir arazide diğer şartlar olsa bile heyelan olayı gerçekleşmez. Vadilerle çok yarılmış dik yamaçlı yerlerde, göçmeler daha çok ve daha sık görülür. b. Şiddetli yağış:Yağışlarla yeryüzüne düşen sular, toprak arasına sızar. Bu durum sürtünmeyi azaltır. Bünyesine su alan topraklar kayganlaşır. Göçmelerin ve kaymaların, çoğunlukla sürekli bol yağışların düştüğü ve karların eridiği dönemlerde meydana gelmesinin sebebi budur. c. Yerçekimi: Yer kaymaları ve göçmelerini harekete geçiren kuvvet yerçekimidir. Kuvvetli yerçekimi, toprak tabakalarının aşağılara doğru kaymasında etkilidir.
d. Tabakaların durumu:Tabakaların eğiminin yamaç eğimine paralel olduğu yerlerde heyelan daha kolay olur. Tabakalar eğime dik ise, bu durumda heyelan olma ihtimali azalır. Daha çok toprak kayması görülür. e. Kayanın ve toprağın cinsi: Kayalar ve topraklar farklı dirençtedir. Bazıları kolay, bazıları da zor aşınıp koparlar. Bazıları ise, bünyesine suyun hepsini alarak kayma için elverişli bir ortam hazırlar. Türkiye’de yer göçmeleri ve kaymalar Türkiye’de yer göçmeleri ve kaymalar en çok Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Doğu Karadeniz Bölümü’nde görülür. Sürmene, Of, Geyve, Sera, Çatak ve Senirkent heyelanları ülkemizde son elli yılda meydana gelen birçok yer göçmesinin başlıcalarıdır. C. TOPRAK EROZYONU Toprak tabakasının üst kısmının, akarsular, sel suları ve rüzgârlar gibi dış kuvvetlerin etkisiyle taşınıp sürüklenmesi olayına erozyon denir. Kurak bölgelerde ve bitki örtüsünden yoksun arazilerde hem rüzgâr, hem de akarsu erozyonu çok fazla görülür. Erozyonu artıran faktörler ·Bitki örtüsünden yoksunluk ·Toprağın aşırı işlenmesi Meraların aşırı otlatılması ·Toprağın eğime paralel sürülmesi ·Yangınlar ·Ani su taşkınları · Yağışların düzensiz olması
Erozyon derecesi hafif aşınım, orta aşınım, şiddetli aşınım ve çok şiddetli aşınım olmak üzere dört kategoriye ayrılmıştır. Türkiye yüzölçümünün yaklaşık % 36 sı şiddetli aşınıma uğrarken, % 22 si de çok şiddetli aşınıma uğramaktadır. O halde topraklarımızın önemli bir kısmı şiddetli ve çok şiddetli erozyon etkisindedir. Erozyonu önlemek ve zararlarından korunmak için; ·Ağaçlandırma çalışmaları yapmak, ·Eğimli arazilere sekiler (taraçalar) yapmak, ·Mevcut bitki örtüsünü korumak, ·Tarlaları eğim doğrultusunda sürmemek, Anız örtüsünü yakmamak, ·Ürünleri nöbetleşe ekmek, ·Meraları korumak ve iyileştirmek, Baraj gölü yamaçlarını ağaçlandırmak, ·Usulsüz tarla açmanın önüne geçmek, ·Erozyonun zararları hususunda halkı bilinçlendirmek, gereklidir.
İÇ KUVVETLER VOLKANİZMA VE DEPREMLER VOLKANİZMA Yerin derinliklerindeki magmanın yeryüzünde (dış volkanizma) veya yeryüzüne yakın derinliklerdeki(Derinlik-İç volkanizma) faaliyetlerine Volkanizma denir.
Volkanizma denilince daha çok yer yüzünde meydana gelen mağmatik faaliyetler akla gelmektedir. Çünkü volkanik şekiller yer yüzünde oluşmaktadır.
Volkanizma sırasında mağma katı, sıvı ve gaz halinde yer yüzüne çıkar. Çıkan sıvı maddelere lav, katı maddelere kül ve tüf denir. Gazlar ise; karbon,kükürt,azot,su buharı
Volkanizma ile çıkan malzemeler çıktığı yerde birikerek volkan konilerini oluşturur. Lavların akıcılığı az ise yükseltisi fazla olan volkan dağları oluşur. Bunlarakalkan volkanları denir. ör: Ağrı dağı
Volkan konilerinin tepesinde bulunan çukurluğa krater denir.
Bazı yanardağlarda ana koni üzerinde oluşmuş yan koniler de olabilir. Bunlara parazit koni denir. Ör: Erciyes dağı Volkanik patlamalarla bazı volkanların tepe kısmı uçarak çok büyük çanak oluşur. Bu çanaklara kaldera denir. Ör: Nemrut dağı (1441 yılında ikinci kez patlamıştır.)
Gaz patlaması sonucunda Maar çukurları oluşur.(Meke tuzlası ve Acıgöl birer Maar’dır.)Volkanizmanın Etkileri 1.Tek dağlar oluşur. 2.Volkanik alanlar maden bakımından zengin olur. 3.Topraklar verimli olduğundan nüfus bu alanlarda fazladır. 4.Volkanların çevreleri verimli tarım arazileridir. Yeryüzündeki Başlıca Volkanik Bölgeler
1.Atlas Okyanusunun orta kesimi, 2.Akdeniz ve çevresi 3.Doğu Afrika 4.Büyük Okyanus çevresi (en fazla bu bölgede görülmektedir. Bu sebeple buraya Pasifik Ateş Çemberi denir.) Türkiye’deki Başlıca Volkanik Dağlar
Haritanın büyük hali için üzerine tıklayınız
1.Doğu Anadolu Bölgesindekiler: Ağrı , Tendürek, Süphan, Nemrut. 2.İç Anadolu Bölgesi: Erciyes, Hasan dağı Melendiz dağı, Karadağ , Karacadağ. 3.Akdeniz Bölgesi: Hassa ve çevresi (Hatay) 4.G.D Anadolu Bölgesi: Karacadağ 5.Ege Bölgesi: Kula volkanları (En genç volkanik şekiller) DEPREM Deprem, Yerkabuğunda meydana gelen salınım ve titreşim hareketlerine denir. İnceleyen bilim sismoloji, ölçen alet sismoğraftır. Depremin Aletsel Büyüklüğü (Magnitüdü) Richter Ölçeğine göre belirlenir.
Depremin Şiddeti Nedir? Depremin yer yüzeyindeki etkileri, depremin şiddeti olarak tanımlanır. Şiddetin ölçüsü, depremin yapılar ve insanlar üzerindeki etkileri ve toplam hasar gibi çeşitli kıstaslar göz önüne alınarak yapılır. Şiddeti tanımlamak için birden çok ölçek geliştirilmiştir. Bunlardan en yaygın kullanılanı 'Değiştirilmiş Mercalli Şiddet Ölçeği'dir. Bu ölçek, Romen rakamları ile belirlenen 12 düzeyden oluşur. Hiçbir matematiksel temeli olmayıp bütünü ile gözlemsel bilgilere dayanır.
Depremin kaynağını aldığı yere İç merkez (Hiposantr),yer yüzünde buna en yakın noktaya da dış merkez (Episantr) denir.Episantr depremin en şiddetli hissedildiği yerlerdir. ODAK DERİNLİĞİ: Depremde enerjinin açığa çıktığı noktanın yeryüzünden en kısa uzaklığı, depremin odak derinliği olarak adlandırılır. Depremler odak derinliklerine göre sınıflandırılabilir.Bu sınıflandırma tektonik depremler için geçerlidir.
Yerin 0-60 km.derinliğinde olan depremler sığ deprem olarak nitelenir.Yerin 70-300 km.derinliklerinde olan depremler orta derinlikte olan depremlerdir.Derin depremler ise yerin 300 km.den fazla derinliğinde olan depremlerdir.Türkiye'de olan depremler genellikle sığ depremlerdir ve derinlikleri 0-60 km.arasındadır.Orta ve derin depremler daha çok bir levhanın bir diğer levhanın altına girdiği bölgelerde olur.Derin depremler çok genis alanlarda hissedilir , buna karşılık yaptıkları hasar azdır.Sığ depremler ise dar bir alanda hissedilirken bu alan içinde çok büyük hasar yapabilirler. Okyanus veya deniz diplerinde olan depremin etkisiyle dev dalgalar oluşur. Bunlara Tsunami denir. Oluşumlarına Göre Depremler: A)Çökme Depremler: Karstik alanlarda yeraltında kayaların erimesiyle oluşan boşlukların, mağaraların tavanlarının çökmesiyle meydana gelen depremlerdir. Etki alanları dardır. Akdeniz Bölgesi’nde yaygındır. B)Volkanik Depremler: Volkanizma faaliyetleri sırasında oluşan depremlerdir. Etkin volkanların çevresinde görülen depremlerdir. Etki alanları dardır. (Yeryüzünde görülen depremlerin %17’si bu tür depremlerdendir) C)Tektonik Depremler: Yerkabuğunun iyice oturmamış kırık alanlarında görülen en yaygın, en şiddetli depremlerdir. (Yeryüzünde görülen depremlerin %81’i bu tür depremlerdendir) Not: Dünya üzerindeki volkanik alanlarla; deprem bölgeleri, fay hatları, genç kıvrım dağları ve sıcak su kaynakları arasında bir paralellik vardır. Sebebi bu alanlarda yer kabuğununhareket halinde olmasıdır. Türkiye’deki Deprem Bölgeleri
1)Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı: Saroz körfezinden başlar, Marmara denizinden geçtikten sonra Kuzey Anadolu Dağlarının güneyini takip ederek Van Gölünün kuzeyine doğru uzanır. 2)Batı Anadolu Deprem Kuşağı: Güney Marmara’dan başlar Ege Bölgesindeki çöküntü ovalarını takip eder. 3)Güney Anadolu Deprem Kuşağı: Hatay’dan başlar, Güney Anadolu Toroslarını takip ederek Van gölünün güneyine doğru devam eder.
Deprem Tehlikesinin En Az Olduğu Alanlar: 1)Konya, Karaman, Taşeli Platosu ve İçel çevresi. 2)Mardin Eşiği-Şırnak çevresi. Dünya Üzerindeki Deprem Bölgeleri
1)Atlas Okyanusunun orta kesimi, 2)Akdeniz ve çevresi 3)Büyük Okyanus çevresi (En fazla bu bölgede görülmektedir. Sebebi katı haldeki yerkabuğunun (Sial) ince ve zayıf olmasıdır.)
Haritanın büyük hali için üzerine tıklayınız
Deprem Tehlikesinin Az Olduğu Yerler 1. K.Batı Avrupa-Grönland adası 2. Asya'nın kuzeyi (Sibirya) 3. Kanada'nın K.Doğusu 4.Güney Afrika 5.Avustralya Depremlerden Korunma Yolları 1)Fay hatları üzerinde büyük yerleşim merkezleri kurulmamalı ve yüksek katlı binalar yapılmamalı. 2)Binalardaki yapı malzemesi ve yapı tekniği sarsıntılara dayanıklı olmalıdır. 3)Deprem konusunda halk eğitilmelidir. 4)Binaların yapıldığı zemin sağlam olmalı. Yer altı suyu bakımında zengin olan alüvyal alanlara çok katlı bina yapılmamalıdır. 5)Deprem sırasında merdiven ve tavan boşluklarında durulmamalı. Bina içinde üzerimize düşüp altında kalabileceğimiz mobilya ve eşyalardan uzak durulmalıdır. 6)Bina dışında ise ağaç, duvar ve elektrik telleri gibi devrilebilecek şeylerden uzak durmalıyız. 7)Deprem sırasında mümkünse, yanan sobalar söndürülmeli,elektrik ve su kapatılmalıdır.
YERŞEKİLLERİNİN OLUŞUMU Yer şekilleri iç ve dış kuvvetlerin ortak etkisiyle meydana gelmişlerdir. İç kuvvetler yeryüzü şekillerini oluştururken yapıcıdırlar, dış kuvvetler isebu şekilleri ortadan kaldırmaya çalışan yıkıcı kuvvetlerdir. İÇ KUVVETLER Enerjisini yerin derinliklerinden alan (magmadan) ve yeryüzünün şekillenmesine olumlu yönde etkiye sahip olan kuvvetlerdir. İç kuvvetlerin oluşturduğu hareketlerin bütününe tektonik hareketler denir. 1.Orojenez 2.Epirojenez 3.Seizma(Depremler) 4.Volkanizma DAĞ OLUŞUMU (OROJENEZ) HAREKETLERİ: a) Kıvrım Dağlar (Genç Dağlar) Dış kuvvetler yeryüzünü aşındırır. Aşındırılan parçalar denizlerde ve deniz kıyılarında birikir. Bu birikim alanlarına jeosenklinal alan denir. Binlerce metre kalınlıktaki bu tortul tabakalar yerkabuğu hareketleri ile yan basınca uğrar ve kıvrılarak su yüzeyine çıkar. Bu kıvrımların yüksek kısımlarına yani sıradağlara “Antiklinal”, çanak şeklindeki çukur yerlere ise “Senklinal” denir.
I. Jeolojik Zamanda oluşanlara Eski Kıvrımlar, III. Jeolojik Zamanda oluşanlara ise Genç Kıvrımlar denir.
Ülkemizde Yıldız Dağları, K. Anadolu Dağları, Karasu–Aras Dağları ve Toroslar ile Ergene Havzası, İç Anadolu Düzlükleri kıvrılma sonucunda meydana gelmiştir.
Dünya'mız oluşumundan beri üç büyük orojenez, yani dağ oluşumuna sahne olmuştur.
I. Jeolojik Zamanda Kaledoniyen dağ oluşumu sırasında İskoçya ve Norveç'teki dağlar, 1. Jeolojik Zamanın sonlarına doğru gerçekleşen dağ oluşum sürecinde Appalaşlar, Urallar ve Orta Ren Dağları, III. Jeolojik Zamandaki son dağ oluşumunda ise Alpler, Andlar, Kayalık Dağları ve Himalayalar ortaya çıkmıştır. b)Kırılma İle Dağ Oluşumu Eski kara parçaları ve eski kıtalar yan basınçlar etkisiyle kırılmayacak şekilde sertse bunlar kırılır. Bu kırık hattına fay denir. İki fay arasında oluşan yükseltilere Horst, çukurlara ise Graben denir.
Ülkemizde Biga, Kaz, Mandra, Yunt, Menteşe, Aydın, Bozdağlar, birer Horst, Menderes Ovaları, Gediz Ovası, Bakırçay ve Hatay çukurluğu birer Grabendir.
Kırık hatları yeryüzünün zayıf yerleri olduğu için deprem, volkanizma ve kaplıcalar bu fay hatları boyunca uzanırlar. Dünyanın en uzun grabeni Hatay’dan başlayarak güneye doğru Suriye, Lut Gölü, Kızıldeniz’den geçen D. Afrika’ya kadar uzanan çöküntü alanıdır.Dünya üzerindeki başlıca kıvrım dağları III. Zamanda oluşmuş Alp-Himalaya kıvrımları ile Amerika kıtasının batısındaki Kayalık ve And dağlarıdır.
Dünyada kıvrım dağ sıraları Türkiye’deki dağların büyük bir kısmı III. zamanda Alp-Himalaya kıvrımları ile oluşmuştur. Bunlar kuzeyde Kuzey Anadolu Dağları ve güneyde Toros Dağlarıdır. Kısacası Orojenez sonucunda; Kıvrım dağları, Horst-Grabenler ve fay hatlarıoluşmuştur. KITA OLUŞUMU (EPİROJENEZ) HAREKETLERİ Geniş yerkabuğu parçalarının yükselmesi ya da çökmesi şeklindeki yer hareketine epirojenez denir.
Bu hareketler sonucunda kara ve deniz dağılışında büyük ölçüde değişebilir.Alçak alanları deniz basar. Deniz ilerlemesi :Transgresyon veya deniz dipleri yükselerek kara haline geçer.
Deniz gerilemesi:Regrasyon
Epirojenez de tabakaların durumu bozulmaz.Uzak sahalarda yükselmeler,alçalmalar olur.Epirojenez yerkabuğunun yaylanması olarak ta adlandırılır.Epirojenik hareketler yerkabuğunun izostatik dengesinin bozulması ile meydana gelir. İzostatik denge: Katı haldeki yer kabuğunun sıvı haldeki Manto üzerinde batmadan kalabilmesine denir. İzostatik Dengeyi Bozan Faktörler: 1.Karalarda aşınmanın, denizlerde birikmenin fazla olması, 2.İklim değişmeleri, 3.Dağ oluşumu hareketleri 4.Volkanizma ve Yan basınçlar
Epirojenez yer yüzünü en uzun sürede şekillendiren iç kuvvettir. Epirojenez sonucunda; Epirojenez yeryüzünü en uzun zaman içinde şekillendiren kuvvettir.
Ülkemizde Karadeniz ve Akdeniz Havzalarının çökmesi, Toroslar,K.Anadolu ve Batı Anadolu dağlarının yükselmesi, Ergene ve Adana havzalarının(Çukurova) tortulanma alanı haline gelerek çökmesi epirojenez sonucudur.
Türkiye 3.zaman sonu 4. zaman başında epirojenik olarak toptan yükselmiştir. Dünya üzerinde ise İskandinavyayarımadası yükselirken , Almanya ve Hollanda çökmektedir.Deniz ilerlemesinin görüldüğü yerde akarsuyun ağız kısmı deniz suları altında kalır. Akarsuyun enerji potansiyeli azalır ve biriktirme yapar. Deniz gerilesi var ise akarsuyun yatak eğimi artar ve aşındırma gücü artar.Eğer bir yerde akarsu vadisi deniz içinde de devam ediyorsa; deniz ilerlemesinden bahsedilebilir. Kıyı şekilleri yüksekteveya kara içlerinde kalmış ise deniz gerilemesi olmuştur.
Çeşitli minerallerden ve organik maddelerden oluşan katı, doğal maddelereTAŞya daKAYAÇdenir. Kayaçlar genelde iki veya daha fazla mineralin bir araya gelmesiyle oluşur.Yer üstünde ve içinde bulunan tüm taşların kökeni mağmadır. Bir nehir kenarında gezerken kumlar arasındaki çakılların renk veşekil bakımından çok farklıolduğunu görürüz. Bu durum bize kayaların farklıortamlarda oluştuğunu gösterir. Örneğin bazı kayalar göl ve deniziçerisinde çökelip oluşurken, bazılarıda magmanın hızlı bir şekilde soğuması ile oluşmaktadır.
İnsanlarilkçağlardan beri bu kayaları, kesici av aletleri, süs eşyaları, kap kacak ya da mesken yapımıgibi çok farklıalanlarda kullanmışlardır. Bugünde kayaçlarhayatımızda çok farklı alanlarda kullanılmaktadır. Kayaların Yer Şekillerine Etkileri Kaya ne kadar sert olursa aşınmaya karşı o kadar dirençli olur. Örneğinbazaltya da granitgibi dirençli kayalar üzerinde daha dik yer şekilleri gelişirken, kum taşı ve marngibi yumuşak kayaçların bulunduğu sahalarda daha düz ya da basık şekiller oluşmaktadır. Vadi kenarlarındadirençli kayaların bulunduklarıyerlerde dahadikyamaçlar bulunurken, yumuşak kayaçların bulundukları yerlerde daha eğimli yamaçlar yer alır.
Geçirimli kayaçlar içinden suyun geçmesine olanak sağlar. Geçirimsiz kayaçlar ise suyun sızmasınıengelledikleri için buralarda yüzeysel akış oldukçafazladır.Kireç taşı, dolomit, jips ve anhidritgibi eriyebilen kayaçlarınbulunduklarısaha dayeraltısularının etkisiyle karstik şekiller gelişmektedir. Kayalar ve Mineraller
Yer kabuğu içerisinde yeralan elementler bir araya gelerekmineralleri oluşturmaktadır. Minerallerin katıhalde bir araya gelmesiyle kayaçlar oluşmaktadır.Kayaçlar genellikle ikiya da daha fazla mineralinbir araya gelmesinden oluşur.
Örneğin:granit; kuvars, mika ve feldspattan oluşan bir kayaçtır. Bununlabirlikteyalnızbir mineralden oluşan kayaçlar da vardır. Kalker sadece kalsiyum karbonat(CaCO3) mineralinden oluşmaktadır. Yer kabuğundaki kayaçlardan birçoğu milyonlarca yılsüren bir süreçle oluşmuştur. Ancak volkanik sahalarda püskürerek yeryüzüne çıkan lavlar atmosfer ile temas ederek kısa bir zamanda katılaşıp volkanik kayaçları oluşturur.
Katılaşım kayaçlar mantodan gelen yüksek sıcaklıkta, eriyik haldeki magmanın, yerkabuğu içerisinde ya da yeryüzüne çıkarak soğuması ile oluşur. Magma soğurken genellikle çeşitli kristaller meydana getirir. Katılaşım kayaçları oluştuğu yere göre İç Püskürükler ve Dış Püskürükler diye ikiye ayrılır
a. İç Püskürük Kayaçlar (Plütonik Kayaçlar):
İç püskürük kayaçlar magmanınyerkabuğunun derinliklerinde soğumasıyla oluşmaktadır.Granit, diyorit vegabrobaşlıcalarıdır. Granit, bunlar içinde en yaygın olanıdır.
Yerkabuğuiçinde yavaş yavaş soğuyan magma iri kristaller geliştirir. Elinize bir granit aldığınızda kendisini oluşturan kuvars, feldspat ve mikalarıçıplakgözle ayırt edebilirsini
GRANİT SİYANİT İç püskürükleryer kabuğunun 2km den daha derinde oluşmaktadır. Bugün üzerindeki kalın örtülerin aşınarak ortadan kalkmasıile iç püskürükler yeryüzünde görülmektedir.Asit bileşimli bir iç püskürük kaya olan granitler üzerinde de ilginç yer şekillerigelişmektedir. Nemli iklim bölgelerinde dirençli bir kaya olan granitler, nemli iklimbölgelerinde ise zayıf bir kayaca dönüşür. Bu kayaçlar içerisinde yer alan feldspatlar su ile temas edince kolayca çözünmeye uğrar. Bu kayalar üzerinde nemli iklimbölgelerindetor topografyasıadıverilen yer şekilleri gelişir. Tor topografyasına İskoçya’nınkuzeyindeyaygın olarak rastlanılır.Türkiye’de Uludağüzerinde de tor topografyasına rastlanmaktadır.
b. Dış Püskürük Kayaçlar: Dış püskürükler, yüzeye kadar ulaşan magmanın yeryüzünde soğuması ile oluşmaktadır.Bazalt,andezit veriyolitbaşlıca dışpüskürükkayaçlarıdır. Ayrıcavolkan camı (obsidiyen), sünger taşı ve tüflerde yeryüzünde magmanın soğuması ile oluşur.
Dış püskürük kayaçlar yeryüzünde hızlı bir şekilde soğuduğu için ince kristallidir. Örneğin: bir bazaltıelinize aldığınızda onu oluşturan kristalleri gözle ayırt etmeniz zordur. Ya da obsidiyen çok hızlı soğuduğu için kristal yapısı geliştiremez ve camsı doku kazanır. ANDEZİT BAZALT En yaygınrastlanan örneği bazalttır.Hindistan’daki Dekan Platosu ve Doğu Anadolu’da ki platolar genellikle bazalt lavları üzerinde oluşmuş platolardır. Andezit veya riyolitgibi içerisindesilisyum oranıyüksek olanasit magma yapışkan özellikte olduğu için daha eğimli ve yalçın topografyalar oluşturur. Örneğin dikyamaçlı volkan konileri genellikle asit magmadan oluşur.
Volkanik faaliyetlersırasında çıkantüfler aşınmaya karşı dirençli değildir.Bu kayaçlar
içerinde volkanik faaliyet sırasında gelip düşen bazalt ya da ignimbirit gibi kayaçlar aşınmaya karşıdirençlidir.Bu malzemelerin kalın tabakalar oluşturduğu sahalarda karasular ve sel sularının aşındırmasısonucundaperibacalarıoluşmaktadır.
Peribacalarının en gelişmiş örneklerineTürkiye’de İç Anadolu’da Ürgüp, Göreme, Avanos ve Uçhisar çevresinde yaygınolarak bulunur. Burada yer alan Erciyes veHasandağı’ndan çıkan kül ve tüfler üzerinde peribacaları oluşmuştur. PÜSKÜRÜK KAYAÇLARIN ÖZELLİKLERİ ÞYapıları kristallidir. ÞTabakalaşma yoktur. Þİçlerinde fosil bulundurmazlar. ÞKütleler halindedir. ÞAsitten etkilenmezler. Katılaşım Kayaçlarının Kullanımı Birçok katılaşım kayacı sert, yoğun ve dayanıklı olduğu için tarihi devirlerde insanlar tarafından yaygınolarak kullanılmıştır. Önceleri volkan camıparçalarıok ve mızrak ucu olarakkullanılmış, daha sonra ise heykel yapımında ve konut yapımında katılaşım kayaçları kullanılmıştır. Bugün de özellikle iç püskürük kayaçları işlendikten sonra zemin kaplaması olarak tercih edilmektedir. Ayrıca sünger taşı hafif olduğu için,perlit ise ısıyalıtımına uygun olduğu için inşaatlarda yaygınolarak kullanılmaktadır.
Perlit
2. TORTUL KAYALAR (Sedimanter Kayaçlar) Yeryüzünde bulunan kayaçların tümüdışkuvvetler tarafından ayrıştırılarak tahripedilmektedir. Erozyon, akarsular ve rüzgârlar yardımıyla parçalanarak ayrışmış olan bu kaya parçalarının taşınmasıdır. Kaya parçacıklarını taşıyanakarsu ya da rüzgâr gücünün tükendiği yerde bu tortulları biriktirmeye başlamaktadır. Şayet taşıyıcı güç su ise tortulları ve kaya parçalarını göl ya da denizlere ulaştırmaktadır. Tortular taşınıp biriktirildikten sonra çimentolaşma süreçleri ile tortul kayaçlar meydana gelmektedir.
Tortulanmada kaya parçalarının yanında canlı kabukları, bitki artıkları ve diğer canlı artıktan da birikmektedir. Zamanla bu canlı artıklarıtortul kayalar içindeki fosilleri oluşturmaktadır. Gevşek olan tortultabakalar, milyonlarca yıllık dönemde üzerlerine gelen diğer tabakaların ağırlığıaltında kalarak sıkışmaktadır. Üst üste biriken tortullar yeni tabakalar oluşturmakta ve bu tabakalar, alttakilerisıkıştırarak yoğunluğunu artırmaktadır. Tortulanma alanlarındayoğunlaşma ile birlikte su içerisinde eriyik halde bulunan minerallertortulların arasına sızmaktadır. Çimentolaşma suda çözünmüş olan minerallerin tortulların arasında kristalleşerek onları birbirine bağlaması işlemidir. Tortul kayaçlar,kayacıoluşturan tortul tipine göre sınıflandırmaktadır. Kırıntılı (mekanik), organik ve kimyasal olmak üzere üç büyük grup tortulkayaçvardır. Bu tortul kayaç gruplarının her biri farklı süreçlerden geçerek oluşmuştur. TORTUL KAYAÇLARINÖZELLİKLERİ ÞKristalli bir yapıya sahip değildirler. ÞTabakalıdırlar. ÞFosil bulundururlar. a. Kırıntılı Tortul Kayaçlar Dış kuvvetlerin etkisiyle parçalanan diğerkayaçların oluşan kırıntılarınbir araya gelerek çimentolaşmasısonucunda kırıntılı tortul kayaçlar oluşmaktadır. Tortullar arasına giren çimento isekil ya da kalkerdir.Kil parçacıklarının taşlaşmasıyla kil taşı, kum taneciklerinin taşlaşmasıylakumtaşı,çakılların taşlaşması ile de konglomeraoluşmaktadır.
KİL TAŞI KUM TAŞI b. Organik Tortul Kayaçlar
Organik tortul kayaçlar, bitki ve hayvan kalıntılarının tabakalar halinde birikmesiyle oluşmaktadır. Bunların en bilinen örnekleritaş kömürü, linyit, tebeşir ve mercanlardır.Bitki artıklarıbir araya gelerekkömürleri oluşturmaktadır. Kömürlerden antrasit en eski olanıdır. Paleozoyik sonlarında taş kömürü, Tersiyerde linyit, Kuvaternerde ise turba oluşmuştur.
Kömür mercan tebeşir Mercanlarsu sıcaklığının 20°C nin üzerinde olan sığ ve berrak denizlerde yaşayan canlılarıniskeletlerinin birikmesiyle oluşmaktadır. Tebeşir isemikroskobik deniz hayvanlarınınkalker kabuk ve iskeletlerinden meydana gelmiş dayanıksız, bir kayaçtır. Gerek kimyasal gerekse mekanik aşınımsonucu kolaylıkla parçalanır. Üzerinde karstik yer şekilleri gelişebilir. c. Kimyasal Tortul Kayaçlar Suyun içinde erimiş halde bulunan maddelerin çökelmesiyle oluşmaktadır. Kireç taşı, göllerde, denizlerde veyeraltısularında yaygın olarakbulunankirecinçökelmesiyle oluşmaktadır. Kimyasal kayaçlar Kireçtaşı (kalker), traverten, kayatuzu, jips (alçı taşı) ve dolomitörnek verilebilir.
KALKER TRAVERTEN JİPS(Alçı Taşı) Kimyasal tortul kayaçlar su ile temasa geçince kolayca çözünmektedir. Bundan dolayınemli ve sıcak iklim koşullarıaltında kimyasal tortul kayaçların bulunduğu sahalarda lapya, dolin, uvala, obruk ve polye gibi karstik şekiller oluşmaktadır. Karstik şekiller özellikle saf ve kalın kireç taşlarıüzerinde daha iyigelişme göstermektedir. Jips, anhidrit ve kaya tuzlarıüzerinde oluşan karstik şekillerise kolaycatahrip olmaktadır. Tortul Kayaçların Kullanımı
Kumtaşıve kireç taşınıyüzyıllardırinşaat malzemesi olarakkullanılmaktadır.Gerçekten de birçoktarihi yapıda yaygın olarak bu kayaçlara rastlanılmaktadır.Ayrıca kireç taşı ve kil taşı çimento, jips ise alçı yapımı için sanayide kullanılmaktadır. Kömür ise ısınma amaçlı kullanılmaktadır. 3. BAŞKALAŞIM KAYAÇLARI Yerin derinliklerindekiyüksek sıcaklık ve basınçkoşulları altında kayaların değişimeuğramasınametamorfizmadenir. Meta "değişim" morfo "şekil" anlamına gelir. Bir kaya metamorfizmaya uğrayınca görünümü, bileşimi, kristal yapısı ve mineral içeriğideğişir.
Başkalaşım kayalarıtortul ya da volkanik kayaların metamorfizma geçirmesi sonucunda oluşur. Yer kabuğundaki hareketler sonucunda bir kayaderinlere doğru iner. Burada mantodan gelen sıcaklık ve üzerindeki büyükbasınçkayaların başkalaşmasına neden olur. Yüksek sıcaklıkve basınç altında kalan kayaların mineralleri ince tabakalarhalinde
dizilerek yapraklı bir yapı kazanır. Kırıldıklarında ince katmanlara ayrılır. Şist, gnays
ve arduaz yapraklı bir yapı kazanmıştır.
Metamorfizmasonucundakireçtaşı(kalker) mermere, kil taşışiste, granit gnaysa, kumtaşı kuvarsite ve taş kömürü ise elmasadönüşmektedir.
Granit Gnays'a dönüşür. Kömür Elmas'a dönüşür.
BAŞKALAŞMIŞ KAYAÇLARIN ÖZELLİKLERİ
ÞTabakalar halindedir.
ÞSert bir yapıya sahiptirler.
ÞFosil bulundurmazlar.
Başkalaşım Kayaçlarının Kullanımı
Mermer ve arduaz en çok kullanılan iki başkalaşım kayacıdır. Mermer birçok mimar ve heykeltıraşın eserlerinde yaygınolarak kullanmaktadır. Hindistan'ınAgra kentindeki sanat şaheserlerinden biri olan Taç Mahal bunlardan biridir.
Yapraklı bir yapıdaolması sebebiyle arduaz zemin, çatı ve kaldırım kaplaması olarak
kullanılmaktadır. Ayrıca gri, siyah, kırmızı ve mor gibi renklere sahip olan arduaz
binalarda dekor malzemesi olarak da kullanılmaktadır.
KAYA DÖNGÜSÜ
Jeolojik zamanlarda milyonlarca yıl içerisinde bu üç sınıfkayaç birbirlerine
dönüşmektedir. Kayaç döngüsü de denilen bu olayda mevcut kayaçlar derinlere
doğru inerek eriyip magma haline gelir. Sonra bu magma yerkabuğu içinde veya
yeryüzüne çıkıpsoğuyarak katılaşım kayaçlarını oluşturur. Çözülme ve erozyonla
YER KABUĞUNUN YAPISI VE JEOLOJİK ZAMANLAR,
YERKÜRE’NİN YAPISI
Yeryuvarlağı, iç içe kürelerden meydana gelmiştir. Bunlara geosfer adı verilir. Geosferlerin yoğunlukları ve bileşimleri birbirinden farklıdır.
A.YERKABUĞU
Litosfer ya da taşküre olarak da adlandırılır. Yerküre’nin en hafif ve en ince tabakasıdır. Yeryüzünden itibaren ortalama 33 km derinliğe kadar uzanır. Yerkabuğu, bileşimleri ve yoğunlukları birbirinden farklı iki tabakadan oluşur.
1. Granitik Kabuk (Sial)
Bileşiminde silisyum ve alüminyum olduğundan bu ismi almıştır. Yoğunluğu 2,7 – 2,8 gr/cm3 tür. Katı halde bulunur. Kalınlığı okyanus tabanlarında az iken, kıta tabanlarında fazladır.
2. Bazaltik Kabuk (Sima)
Bileşiminde silisyum ve mağnezyum olduğundan bu ismi almıştır. Yoğunluğu 3 gr/cm3 dolayındadır. Sial’in tersine okyanus tabanlarında kalınlaşır, kıta tabanlarında incelir.
B. MANTO
Yer çekirdeğinin örtüsü durumunda olduğundan bu ad verilmiştir. Astenosfer adı da verilir. Yerküre’nin yaklaşık 33 km ile 2900 km derinlikleri arasında yer alır. Yoğunluğu yerkabuğuna oranla daha fazladır. (5 – 6 gr/cm3) Mantonun üst kısmındaki maddeler plastik özelliği gösterir. Sıvı haldeki manto malzemesine mağma denir. Mağma adı verilen akışkan manto volkan, deprem gibi olayların oluşmasına neden olan bir tabakadır. Mantonun sıcaklığı 1200 °C yi bulmaktadır. Manto, yeryuvarlağı hacminin % 80'ini kaplamaktadır.
C. ÇEKİRDEK
En kalın ve ağır olan katmandır. Barisfer adı da verilir. Mantonun altında başlar ve Dünya’nın merkezine kadar uzanır. Kalınlığı 3478 km dir. Yoğunluğu 10 gr/cm3 olan ve sıvı halde bulunan üst kısmına dış çekirdek denir. Bunun altında, yoğunluğu 13gr/cm3 olan ve katı halde bulunan iç çekirdek vardır. Dünya’nın merkezinde sıcaklık 4500 – 5000 °C yi bulmaktadır.
JEOLOJİK ZAMANLAR
1)İlk Zaman (prekambriyen)
İlk canlı algler oluşmuştur. Algler
En eski kıvrımlarla kıta çekirdekleri oluşmuştur.
2) I. Zaman (paleozoik)
Yer kabuğundaki şiddetli kırılma ve kıvrılmalarla kıta çekirdekleri büyümüştür.
Sıcak ve bol yağışlı iklim döneminde gür bitki toplulukları oluşmuştur.
Taş Kömürü Taşkömürü yatakları oluşmuştur.
Hersinyan ve Kaledoniyen kıvrımları oluştu.
3) II. Zaman (Mezezoik):
Durgunluk dönemidir. Büyük oranda tortulaşma olmuştur. Alp orojenezine hazırlık dönemidir. Yerkabuğunun kırıklarla parçalanarak ayrı kıtalara bölünmeye başlamıştır..
Dinozorların bu dönemde (jura)ortaya çıkmıştır.
4) III. Zaman (Neozoik-Tersiyer)
Şiddetli yer kabuğu hareketleri olmuştur.
Atlas ve Hint Okyanusları oluşmuştur.
Petrol, linyit,tuz ve bor yatakları oluşmuştur.
Linyit Tuz Bor Petrol Alp-Himalayakıvrım dağları oluşmuştur. Ülkemizde Toroslar ve Karadeniz dağları...
5)IV. Zaman (Antropozoik)iki dönemden oluşur.
a)Buzul çağı: Özellikle Kuzey Yarım Kürede şiddetli soğuma görülür. Bunun etkisiyle Batı Avrupa, İskandinavya ve Kanada gibi karalar buzullar altında kalmıştır.
b)Buzul çağı sonrası dönem:
İstanbul –Çanakkale boğazları oluşmuştur.
Egeid karası çökmüştür.
İnsan yaratılmıştır.
Not:Jeolojik devirlerle ilgili bilgiler fosillerin incelenmesiyle elde edilir.
YERYÜZÜNDEKİ BAŞLICA İKLİM TİPLERİ ve TABİİ BİTKİ ÖRTÜSÜ İKLİM TİPLERİ
Dünya'nın hemen her bölgesinin kendine özgü biriklimi bulunmaktadır. Ancak, benzer iklim kuşaklarına sahip alanlar büyük iklim kuşaklarıoluştururlar. Yüzlerce km2lik sahalarıetkileyen büyük iklim gruplarınamakroklimaadıverilmektedir.
Bununla birlikte, makro klima alanlarında bazen öyle yerler vardırki, buralarda görülen iklim özellikleri içinde bulundukları kuşaktan tamamen farklıdır. Makro klimalar içerisinde bölgesel farklılıklar gösteren, özel koşullu küçük iklim alanlarına da mikroklima denilmektedir.
İklimler sıcak, ılıman ve soğukolmaküzere üç guruba ayrılabilir. İklimlerin sınıflandırılmasında sıcaklık, yağış miktarı, yağış rejimi ve yağış - buharlaşma ilişkisi gibi ölçütler kullanılır. Şimdi, yeryüzündeki büyük iklimleri, bu iklimlerin özelliklerini ve bu iklimlere uyum sağlamış bitki örtülerini inceleyelim. A. SICAK İKLİMLER
1. Ekvatoral İklim ÞYıllık sıcaklık ortalaması 25 °C ’nin üstündedir. Yıllık ve günlük sıcaklık farkı en az olan iklimdir (1–2 °C civarında). Bu durumun nedeni Güneş ışınlarının bütün yıl dike yakın açıyla düşmesi ve nemliliğin fazla olmasıdır. ÞEkvator çevresinde 0˚ ve 10˚ enlemleri arasında görülür. Ekvatoral iklim, Amazon ve Kongo havzalarının büyük bir kesiminde, Gine Körfezi kıyılarına yakın bölgelerde, Endonezya ve Malezya’nın büyük bir bölümünde etkili olmaktadır. ÞHer mevsim düzenli yağış alır. Fakat en fazla yağış güneş ışınlarının Ekvatora dik geldiği tarihlerde (21 M - 23 E) görülür. Buharlaşma arttığı için. Yağışlar oluşum bakımından Konveksiyonel yağışlarına örnektir. Yıllık yağış miktarı 2000 mm‘nin üstündedir. ÞBitki örtüsü bütün yıl yeşil kalan sık ve uzun boylu yağmur ormanlarıdır. Yağışların fazla olması ve yüksek sıcaklık kimyasal çözülmeyi artırmıştır. Topraklar fazla yıkandığı için verimi düşüktür ve kırmızı renkli Laterit topraklarıdır.
2. Tropikal İklim (Subtropikal - Savan)
Þ10˚-30˚ kuzey ve güney enlemlerinde görülür. Tropikal iklim, Sudan, Çad, Nijerya, Mali, Moritanya, Brezilya, Venezuela, Kolombiya, Peru ve Bolivya gibi ülkelerde etkili olmaktadır. ÞSıcaklık ortalaması bütün yıl 20 °C’nin üstündedir. Bu iklim bölgesinde güneş ışınları yılda iki kez dik açıyla düşer. ÞGüneş ışınlarının dik geldiği yaz dönemi Konveksiyonel yağışlı, kışlar kuraktır. Yıllık yağış miktarı 1000–1200 mm arasındadır. ÞBitki örtüsü savan adı verilen otsu bitkilerden ve yer yer akasya ve baobap ağaçlarından oluşur. Savanlar uzun süre yeşil kalan, gür ve uzun boylu ot topluluklarıdır. Savan bitki örtüsü içinde yeraltı sularının yüzeye çıktığı yerlerde ve akarsu boylarında Galeri ormanları görülür.
3. Muson İklimi: ÞYıllık basınç farkına bağlı olarak oluşur.Güney Hindistan, Güney Çin, Güneydoğu Asya, Japonya ve Mançurya gibi bölgelerde görülür. Bu alanlar Muson rüzgârlarının etkisi altındadır. ÞYıllık ortalama sıcaklık 15 – 20°C dir. Yıllık sıcaklık farkı 10°C civarındadır. Alçak enlemlerde sıcaklık yüksektir. Kuzeye doğru kışlar daha sert geçer. ÞMuson rüzgârlarının esme yönüne paralel olarak yazlar yağışlı kışlar kurak geçer. Yıllık yağışların % 85'i yaz aylarında düşer.Yıllık yağış miktarı ortalama 1000 -1500 mm civarındadır.Kıyı bölgeleri ve dağların denize bakan yamaçlarında yağış miktarı artar. Örneğin Hindistan’ın kuzey doğusunda yer alan Çerapunçi 12000 mm yağış ile dünyanın en fazla yağış alan yeridir. ÞKıyı kesimlerinde kışın yaprağını döken ormanlar, kuzeye doğru ise savanlar görülür. Muson ormanlarının tipik ağacı teak ağacıdır.
4. Çöl İklimi (Sıcak ve Kurak İklim) ÞDönenceler civarında kıta içlerinde etrafı dağlarla çevrili çukur alanlarda görülür. Afrika’da B. Sahra, Ortadoğu’da Necef, Asya’da Gobi, Taklamakan, Avustralya’da Gobbon ve Gibson, Güney Afrika’da Kalahari ve Namib, Güney Amerika’da Patagonya, Atacama ve Peru yeryüzündeki başlıca çöl alanlarıdır. ÞGece ile gündüz arasında sıcaklık farkları çok fazladır. Günlük sıcaklık farkının 50°C yi bulduğu zamanlar olmaktadır. Çöllerdeki nem yetersizliği, günlük sıcaklık farkının büyümesine zemin hazırlamıştır. ÞYağışlar yok denecek kadar azdır( Epizodik). Yıllık yağış miktarı genellikle 100mm’ den azdır. ÞDoğal bitki örtüsü bazı kurakçıl otlar ve kaktüs gibi bitkileridir. Bitki örtüsü çok zayıftır. Susuzluğa dayanıklı bitki türleri görülür. B. ILIMAN İKLİMLER
1. Akdeniz İklimi ÞAkdeniz’e kıyısı olan ülkeler, Avustralya’nın güneybatısı, G. Afrika Cumhuriyetinde Kap bölgesi, Şili’nin orta kesimleri ve Kuzey Amerika’da Kaliforniya çevresinde etkilidir. Türkiye de genel olarak bu iklim kuşağının etkisi altındadır. ÞYıllık ortalama 18°C’dir. En sıcak ay ortalaması 28–30°C, en soğuk ay ortalaması 8–10 °C’dir. ÞYıllık yağış miktarı yükseltiye göre değişir. Ortalama 600–1000 mm arasındadır. Yaz ayları kurak kış ayları yağışlıdır.Yaz sıcaklığı güneş ışınlarının düşme açısına, kuraklık ise alçalıcı hava hareketlerine bağlıdır. Kıyı kesimlerde ılıman geçen kışlar iç kesimlere doğru sertleşir. Kar yağışı ve don olayı çok ender görülür. Kışın görülen yağışlar cephesel kökenlidir. Cephesel yağışlar en fazla bu ikimde görülür. ÞKarakteristik bitki örtüsü, kızılçam ormanlarının tahrip edilmesiyle ortaya çıkan makilerdir. Makiler, sürekli yeşil kalabilen, kısa boylu, sert yapraklı, kuraklığa dayanabilen, çalımsı bodur bitkilerdir. Akdeniz ikliminde yağışın az çok yeterli olduğu orta yükseklikteki yamaçlarda iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar (Kızılçam, sarıçam, karaçam ormanları gibi) yer alır. 2. Okyanusal İklim: ÞGenel olarak, 30° - 60° enlemleri arasında, karaların batı kıyılarında görülür. Okyanusal iklim Batı Avrupa, Batı Kanada ve Güney Alaska kıyılarında, Güney Şili, Avustralya’nın kuzeydoğusu ve Yeni Zelanda’da etkili olmaktadır.( Türkiye’de Doğu Karadeniz Kıyıları.) ÞEn sıcak ay ortalaması 24–25 °C, en soğuk ay ortalaması 5-6 °C dir. Yıllık ortalama 13–15 °C dir. Kıtaların batı kıyılarındaki sıcak su akıntıları ve nemli batı rüzgârları iklimin oluşumunda önemli rol oynarlar. Yıllık sıcaklık farkları 10–15˚ ‘yi geçmez. Her mevsim yağışlıdır. Nemlilik fazla olduğu için yıllık yağış miktarı 1500 mm civarındadır En fazla yağış Sonbaharda, en az yağış ilkbaharda görülür. Yağış oluşumu yamaç yağışı şeklindedir. ÞBitki örtüsü kışın yaprağını döken yayvan yapraklı ormanlardır. Ormanların tahrip edildiği yerlerde çayırlar bulunur. 3. Karasal İklim: ÞGenel olarak, 30° - 65° enlemleri arasında, karaların deniz etkisinden uzak iç kısımlarında ve kıtaların doğu kıyılarında görülmektedir. Karasal iklim, Sibirya, Kanada ve Doğu Avrupa’da geniş bir yayılış sahasına sahiptir. ÞEn soğuk ay ortalaması –10 °C civarındadır. Bazı günler –40 °C ye kadar sıcaklığın düştüğü de gözlenebilmektedir. Yıllık sıcaklık ortalaması 0–10 °C dır. En sıcak ay ortalaması 20 °C civarındadır. Kışlar çok soğuk geçer ve uzun sürer. Yazlar ise sıcaktır. Yıllık sıcaklık ortalaması 0 – 10°C arasında değişir. Yıllık sıcaklık farkı 20 – 40°C dır. Kar ortalama 80–90 gün toprak üstünde kalır. Denizden uzaklaşıldıkça ve kutba doğru gidildikçe sıcaklıklar çok düşer. Dünyanın kışları en soğuk ve yıllık sıcaklık farkının en fazla olduğu bölgeleri bu iklim alanının denizlerden uzak ve daha kuzeyde olan iç kesimleri ile yüksek kesimlerdir. ÞYıllık yağış miktarı 500 – 600 mm dolayındadır. En fazla yağış yazın, en az yağış kışın düşer. Kış yağışları daha çok kar şeklindedir. ÞTabii bitki örtüsü iğne yapraklı ormanlardır. Yağışın azaldığı kesimlerde de bozkırlar (step) görülür. Sibirya ve Kanada da iğne yapraklı ormanlara tayga ormanları adı verilir. Kıyıya yakın olan daha ılıman kesimlerde yayvan ve iğne yapraklı ormanlar yaygındır. Kışların çok soğuk geçtiği iç ve yüksek kesimlerde soğuğa dayanıklı iğne yapraklılar geniş yer kaplar. Yüksek kesimlerde üstünde alpin kat denilen dağ çayırları yer alır. 4. Step İklimi (Yarıkurak İklim) Step iklimi, bir geçiş iklimi özelliği gösterir. Üç gruba ayrılır;
a.Tropikal Step İklimi: Savan ikliminden çöl iklimine geçiş alanlarında görülür. b.Subtropikal Step İklimi:Çöl ikliminden Akdeniz iklimine geçiş alanlarında görülür. c.Orta Kuşak Step İklimi: 30° - 50° önlemlerindeki çöller etrafında ve Akdeniz ikliminden karasal iklime geçiş alanlarında görülür. ÞStep iklimlerinde yıllık ortalama sıcaklık 10° - 12°C, sıcaklık farkı ise 15 - 30°C’dir. Yıllık yağış miktarı 300 - 500 mm’dir. Step iklimlerinde en fazla yağış ilkbaharda ve yazın düşmektedir. Tabi bitki örtüsü yağışlımevsimde yeşeren, kurak mevsimde sararan step (bozkır)’tir. Þİnsanlar tarafından ağaç kesilerek, yakılarak ormanların ortadan kaldırılmasısonucunda oluşan bozkırlara antropojen bozkır denir. Bu tür bozkırlar, ormanların tahrip edilmesi sonucunda ortaya çıktığından yer yer orman ağacıtopluluklarına rastlanır. C. SOĞUK İKLİMLER 1. Tundra İklimi (Kutup altı İklimi) Þİskandinavya Yarımadasıyla, Kanada’nın kuzeyinde, Sibirya’ da ve Grönland Adası’nın kıyı kesimlerinde görülür. ÞEn sıcak ay ortalaması 10 °C yi geçmez. Kışın sıcaklık –30, -40 °C'lere kadar iner. Toprak yılın büyük bir kesiminde donmuş haldedir. Kışlar çok soğuktur. Sadece yazın sıcaklığın artması ile toprağın üst kısmındaki buzlar erir ve bataklıklar oluşur.Yıllık yağış miktarı 200–250 mm civarındadır. ÞBitki örtüsü yosun ot ve cılız çalılıklardan oluşan Tundra bitki örtüsüdür. Düşük sıcaklıklara dayanabilen otlar çalılar ve yosunlardan oluşur. 2. Kutup İklimi ÞDünyanın sürekli olarak karlar ve buzlarla kaplı olan kutup bölgelerinde görülen iklim tipidir. Kuzey Kutbu çevresinde Grönland Adası’nın iç kısımlarında ve Antarktika’da etkilidir. ÞSıcaklık ortalaması bütün yıl boyunca 0°C nin altındadır. Sıcaklık, çoğu zaman -40°C ye, hatta daha altına iner. ÞYıllık sıcaklık farkı 30°C dolaylarındadır. Güneşlenme süresi çok uzun olmasına rağmen sıcaklık yükselemez. Çünkü güneş ışınları yıl boyunca bu bölgelere eğik açılarla gelir. ÞSıcaklık düşük olduğundan buharlaşma ile atmosfere karışan nem azdır. Dolayısıyla yağışlar son derece az ve her zaman kar şeklindedir. Ortalama yağış yıllık Þ200mm civarındadır. Bu sebeple kutup iklimine soğuk çöl iklimi de denir.Zemin buzlarla kaplı olduğu için bitki örtüsü yoktur.
İKLİM BİLGİSİ, ATMOSFER VE ÖZELLİKLERİ,SICAKLIK VE DAĞILIŞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Dar bir alanda, kısa süre içerisinde değişen atmosfer olaylarına hava durumu denir.Bir sahada havanın yağmurlu, bulutlu, rüzgârlıya da güneşli olmasıoradaki hava durumunu etkiler. Hava olaylarını meteoroloji bilimi incelemektedir.
Geniş bir alanda uzun yıllar boyunca görülen hava olaylarının ortalamasına iklimdenir.
İklimi inceleyen bilim dalı klimatolojidir.
İklim ve hava durumunun karşılaştırılması;
–İklim genişsahalarda (ör. Akdeniz havzası), uzun yıllar boyunca (30-40 yıl) aynıkalan ortalama hava hali iken; hava durumu dar bir alanda (ör. İstanbul-Kadıköy), kısa sürede (biriki saat) değişen atmosfer olaylarıdır.
–İklimde birkararlılık söz konusu iken, hava durumu gün ve saatiçerisinde değişme gösterir.
Meteorolojibilimi, atmosferin fiziksel özelliklerini, atmosferde meydana gelen
olayların dayandığıfizik kanunlarınıortaya koymaya çalışır. İklim elemanlarının
günlük değerlerini çeşitli aletlerle ölçülür ya da aletsizolarak gözlenerek kayıtlara
geçirilir. Yapılan bu işe Rasat (Gözlem) denir.
Meteoroloji biliminin yaptığı bu rasatları alarak bunların ortalamasını çıkarıp, bu hava
olaylarının insan yaşamı üzerine olan etkilerini araştıran bilime ise Klimatoloji denir.
Bir yerin iklim özelliklerini tamve doğru olarak belirtebilmekiçin yeter sıklıkta ve
gerekli yerlerde istasyon ağının olması gerekir.
İklim, canlı yaşamı etkileyen en önemli unsurdur. Ayrıca yeryüzünün şekillenmesinde
de önemli bir rol oynar.
İklimin etkilerini üç ana başlık altında toplayabiliriz:
A- İklimin İnsan Üzerindeki Etkileri
–Nüfusun dağılışını,
–Ekonomik faaliyetlerini,
–Yiyecek ve giyeceklerini,
–Fizyolojik gelişimlerini,
–Karakterlerini,
–Kültür faaliyetlerini etkiler,
B-İklimin Ekonomik Hayat Üzerindeki Etkileri:
–Sanayinin dağılışını,
–Ulaşım faaliyetlerini,
–Konut tipi ve kullanılan malzemeyi,
–Turizm faaliyetlerini,
–Tarım faaliyetlerini ve ürünleri çeşitliliğini,
–Bunlara bağlı olarak ticaret şekilleri de iklimin kontrolü altındadır.
C-İklimin Doğal Çevre Üzerindeki Etkileri:
–Dış kuvvetlerin etki alanlarını,
–Yer şekillerinin oluşumunu,
–Taşların çözülme biçimini,
–Toprak oluşumu, tipleri ve verimliliğini,
–Bitki örtüsünü ve dağılışını,
–Göllerin dağılışı ve sularının kimyasal öz.,
–Yerüstü ve yer altı su durumu,
–Akarsu debilerini ve rejimlerini,
–Okyanus akıntılarının yönleri ve hızlarını,
–Hayvan türleri ve dağılışını,
–Erozyonu ve heyelan oluşumunu,
–Kalıcı kar sınırı,
–Ormanın ve tarımın üst sınırını,
–Denizlerin tuzluluk oranını etkiler.
ATMOSFER
Dünya’da uzaydaki diğer gezegenlerden farklıolarakyaşam bulunmasının sebebi etrafınısaran atmosferdir. İklim ve hava olaylarının görülmesiile yeryüzünde yaşamın bulunmasını sağlayan faktör atmosferin varlığıdır.
Atmosfer; yerçekiminin etkisi ile yeryüzünü çepeçevre saran gaz kütlesidir. Eski Yunancada atmos:nefes,
sphere: küre demektir. Atmosfer ise nefes küre ya da hava küre anlamına gelir.
Atmosferi oluşturan gazların % 75’iiçerisinde canlılarınyaşadığı Troposfer de bulunur. Atmosfer; Azot (% 78),
Oksijen (% 21) ile CO2, su buharı, argon, neon, metan, kripton ve hidrojen gibi diğer gazlardan (% 1) oluşur. Azot
ve oksijen yaşam için büyükönem taşırlar ve bu gazlarınatmosferde ki oranı sabittir. Ancak CO2 ve su buharının miktarı bulundukları yere, zamana ve iklim şartlarına göre değişir.
Azot, yaşamın temel kaynaklarından biridir. Bitkilerin ihtiyacıolan besin maddesi olarak önemlidir. Oksijen, ise canlıların solunum yapması için ve yanma için gerekli bir gazdır.
Karbondioksit, havada çok azmiktarda (% 0-0,03) bulunmasına karşın, iklim olaylarıüzerinde önemli etkide bulunur. Karbondioksit atmosferin güneş ışınlarını emme ve saklama kabiliyetini arttırır.Miktarının artması sıcaklığın artmasına,azalması sıcaklıkların düşmesine neden olur. Jeolojik devirler içerisinde CO2 miktarın
değişmesi iklim değişimlerini etkilemiştir
Su buharı, miktarı sıcaklığa, yer ve zamana bağlı olarak en fazla değişen gazdır. Bu miktar yerden yükseldikçe, kıyıdan uzaklaştıkçave Ekvatordan kutuplara doğru gittikçe azalır.
Atmosferin Etkileri
–İçerisinde yaşam için gerekli olan gazlar bulunur.
–Güneş’ten gelen enerjinin hızla uzaya yansımasını engeller.
–Güneş ışınlarının dağılmasını sağlayarak, Güneş’i doğrudan görmeyen
–yerlerin de aydınlık olmasını sağlar.
–İçindeki hava akımları sayesinde gündüz olan kesimlerin aşırı sıcak, gece olan
–kesimlerin de aşırı soğumasını engeller.
–Güneşten gelen zararlı ışınları tutar.
–Sesi iletir.
–İklim olayları meydana gelir.
–Uzaydan gelen göktaşlarının parçalanmasını sağlayarak yere ulaşmasına engel olur.
Ortalama kalınlığı10.000 km olan atmosfer, bileşimi, sıcaklığıbakımından farklı katmanlardan oluşur.
ATMOSFERİN KATMANLARI
1. Troposfer:
Atmosferin en alt katıdır. Kalınlığı Ekvator’dan kutuplara doğru gittikçe azalır. Ekvator üzerinde
16 km, 45° enleminde 12 km, kutuplarda ise 6 kmortalama 12 km’dir.Kalınlığının değişmesinin
nedeni ise Ekvator’da ısınan havanınyükselmesi; kutuplarda ise soğuyan havanın alçalmasıile Dünya’nın ekseni etrafındaki dönüşüyle, Ekvator’da savrulma kuvvetinin fazla olmasıdır.
Su buharının tamamı Troposfer içerisinde bulunduğu için iklim olayları ancak bu katta
görülür.Yükseldikçe Troposfer’de gaz yoğunluğu azalır. Çünkü yerçekiminin etkisi ile gazlar yere yakın yerlerde daha çok yoğunlaşır.
Troposfer’de yükseldikçe sıcaklık her 200 m’de 1°C azalır. Çünkü Troposfer daha çok yerden ışıyan ışınlarlarla ısınır. Ayrıca sıcaklığıtutan gazların yereyakın yoğunlaşması ve atmosferin üstten soğuması da bu durumun oluşmasında etkilidir.
2. Stratosfer:
Troposferin üst sınırından itibaren 25-30 km yüksekliğe kadar çıkar. Bu katmanda su buharıolmadığı için iklim olayları görülmez. Yatay hava hareketleri görüldüğü için dikey yönde sıcaklık değişimi yok denecek kadar azdır. Ekvator üzerinde sıcaklık - 80°C civarında iken, kutuplarda -50°C civarındadır.
Ekvator ile kutuplar arasındaki sıcaklık farkından dolayı, Ekvatordan kutuplara doğru kuvvetli hava akımları oluşur. Jet rüzgârları adı verilen bu hava akımlarının saatteki hızları 500 km’ye kadar ulaşır. Stratosferin üst kısmında ozon yoğunluğu artmaktadır.
3. Mezosfer:
Stratosfer’in üst sınırından itibaren 80-90 km yüksekliğe kadar çıkar.Gaz molekülleri seyrektir. İklim üzerinde etkisi azdır. Ozon tabakasının büyük bölümü bu katmanda yer alır. Ayrıca atmosfere giren
göktaşları bu katmanda sürtünmenin etkisi ile yanmaktadır.
Ozonosfer, Yerden 19-45 km arasında yer alır. Ozon (O3) gazının ençok yoğunlaştığı kesim olduğu için bu adı almıştır. Güneş’ten gelen ultraviyole (morötesi) ışınları, ozon gazı ile reaksiyona girerekparçalar. Bu şekildezararlı ışınların Dünya’ya gelmesi engellenmiş olur.
4. İyonosfer:
Mezosferin üst sınırından itibaren, 300-325 km yüksekliklerine kadar çıkar. Gaz molekülleri oldukça seyrektir. Gazlar ultraviyole ışınlarının etkisi ile iyonlarına ayrılmıştır. Sıcaklık, 250°C civarındadır. İyon halindeki bu gazlarda elektron alışverişi çok hızlı olduğu için radyo dalgaları bu tabakadan yansıtılır.
5. Ekzosfer:
İyonosfer’in üst sınırından itibaren başlar. Bu katmanınüst sınırında yerçekimi oldukça azolduğundan gaz molekülleri uzayakaçar. Bundan dolayıdış sınırıkesin değildir. Teorik olarak 10.000 km’ye kadar çıktığı kabul edilir.
Yeryüzündeki sıcaklığın kaynağı Güneş’tir. Yeryüzünün Güneş’ten aldığı ısı miktarına sıcaklık denir. Termometre ile ölçülür. Sıcaklığın birimi santigrat derece (°C) dir.
Güneş ışınları vasıtasıyla gelen ısı enerjisi, atmosferi geçerek yeryüzüne ulaşır ve yeryüzünü ısıtır.
Ancak, Güneş’ten gelen enerjinin miktarı, atmosferin dış sınırında 1cm2’lik yüzeye,1 dakikada, 2 kaloridir. Buna solar konstant (Güneş sabitesi) denir. Ancak Güneş’ten atmosfere gelen bu enerjinin tamamı yeryüzüne ulaşmaz ve atmosferi ısıtmaz.
Atmosfere gelen enerji % 100 kabul edilirse;
–Enerjinin % 25'i bulutların ve atmosferin etkisi ile uzaya doğru yansır.
–% 25'i atmosferde dağılarak gölge yerlerin aydınlatılmasını ve gök yüzünün mavi görünmesini sağlar.
–% 15'i atmosfer tarafından emilerek atmosferin ısınmasını sağlar.
–% 35'i yeryüzüne ulaşır. Bu enerjinin % 27'si yeri ısıtır. % 8'i ise yeryüzüne çarptıktan sonra tekrar uzaya yansır.
Görüldüğü gibi Güneş’ten gelen enerjinin %25’i atmosferin üst yüzeyi ve bulutlara çarparak, % 8’i de yerden yansıyarak, atmosferde herhangi bir etkide bulunmadan, doğrudan uzaya geri döner. Yansıyan bu ışınlara albedo adı verilir SICAKLIK DAĞILIŞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER (SICAKLIK ETMENLERİ)
1. Güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açısı
Yeryüzünde sıcaklık dağılışını etkileyen en önemli faktördür. Güneş ışınları bir yere ne kadar dik düşerse, orası o kadar fazla ısınır. Düşme açısı küçüldükçe ısınma azalır.
Düşme açısını belirleyen etkenler şunlardır:
a. Dünya’nın şekli ve enlem: Dünya’nın şekline bağlı olarak, Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe güneş ışınlarının yere düşme açıları küçülür. Bunun sonucunda da Ekvator’dan kutuplara gidildikçe sıcaklık azalır. b. Yaşanan Mevsim: Dünya’nın eksen eğikliği ve yıllık hareketine bağlı olarak güneş ışınlarının düşme açısı yıl boyunca değişir.
Buna göre, Kuzey Yarım Küre, yaz mevsiminde güneş ışınlarını daha dik, kışın daha eğik alır.
c. Günün Saati: Dünya’nın günlük hareketine bağlı olarak, güneş ışınlarının bir noktaya geliş açısı gün boyunca değişme gösterir. Güneş ışınları sabah ve akşam eğik açıyla, öğle vakti ise gelebileceği en dik açı ile gelir.
d. Bakı ve eğim: Güneş ışınlarının düşme açısı, yerşekillerinin Güneş’e bakma durumuna göre (Bakıya göre) ve yerşekillerinin eğimine göre değişir. 2. Güneş ışınlarının atmosferde katettiği yol
Güneş ışınlarının atmosferde aldığı yol uzadıkça enerji kaybı o oranda artar. Dik açı ile gelen ışınlar daha kısa bir yoldan yeryüzüne ulaşır ve daha az kayba uğrar. (Ekvator çevresi gibi)
Dar açı ile gelen ışınlar ise, daha uzun bir yoldan yeryüzüne ulaşır ve daha fazla kayba uğrar. (Kutup çevreleri gibi)
3. Güneşlenme Süresi
Güneşlenme süresi arttıkça sıcaklık artar. Yaz aylarında güneşlenme süresi fazla olduğundan sıcaklık değerleri yüksektir. Yine gün içinde en yüksek sıcaklıkların tam öğle vakti değil, öğleden birkaç saat sonra olması güneşlenme süresi ile ilgilidir. Geceleri ise, Güneş’ten enerji alınmadığı için soğuma görülür. Bu nedenle günün en soğuk anı, sabah Güneş doğmadan önceki andır.
4. Yükselti
Troposfer katında, yerden yükseldikçe sıcaklık değerleri her 100 m. de 0,5 °C azalırken, alçaldıkça her 100 m. de 0,5°C artar.
5. Kara ve Denizlerin Dağılışı
Aynı miktarda güneş enerjisi alan karalar ve denizler aynı derecede ısınmazlar. Karalar denizlere oranla daha fazla ve çabuk ısınırken, denizler daha az ve geç ısınırlar. Yine karalar denizlere oranla daha fazla ve çabuk soğurken, denizler daha az ve geç soğurlar.
Denizler karalara oranla geç ısınıp geç soğuduğu için, karasal iklimlerde en sıcak ay Temmuz, en soğuk ay Ocak iken, denizel iklimlerde en sıcak ay Ağustos, en soğuk ay Şubattır.
6. Nem Miktarı Nem, bir yerin fazla ısınması ve soğumasını önler. Sıcaklık farkını azaltır. Güneş ışınlarının dik ve dike yakın geldiği Ekvator çevresi Dünya’nın en sıcak yerleri olması gerekirken, nemin fazlalığından dolayı olmamıştır. Dünya’nın en sıcak yerleri ise Dönenceler civarı (Tropikal çöller) olmuştur.Kış mevsiminde, havanın bulutlu olduğu günlerde, ısı kaybı azaldığından sıcaklık değerleri yüksektir. Havanın bulutsuz olduğu günlerde ise, ısı kaybı daha fazla olduğundan sıcaklık değerleri düşüktür. Kuru ve ayaz bir hava yaşanır.Nemin fazla olduğu deniz yüzeylerinde, vadilerde ve alçak ovalarda nemin fazlalığından dolayı sıcaklık kaybı az iken, dağ zirvelerinde nemin azlığından dolayı sıcaklık kaybı fazladır.
7. Okyanus Akıntıları
Okyanus akıntıları, hem denizler hem de karalar üzerinde havanın sıcaklığını etkilerler. Bu akıntılar sıcaklığın Ekvator’dan kutuplara doğru düzenli olarak azalmasını engeller.
Ekvator yönünden gelen Gulf - Stream, Brezilya, Kuroşivo ve Alaska gibi akıntılar sıcaklığı yükseltir. Buna karşılık, kutup yönünden gelen Labrador, Kanarya, Oyaşivo, Benguela ve Kaliforniya gibi akıntılar sıcaklığı düşürür.
8. Rüzgârlar
Kuzey Yarım Küre’de güneyden, Güney Yarım Küre’de de kuzeyden esen rüzgârlar, Ekvator yönünden geldikleri için sıcaklığı artırır. Kutup yönünden gelen rüzgârlar ise, sıcaklığı düşürürler. Bu durum enlem - sıcaklık ilişkisine örnektir.Denizden karaya doğru esen rüzgârlar kışın ılıtıcı, yazın ise serinletici etki yapar.
Karadan denize doğru esen rüzgârlar ise, kışın sıcaklığı düşürücü, yazın ise sıcaklığı yükseltici etki yapar.
9. Bitki Örtüsü
Bitki örtüsü, güneş ışınlarının bir kısmını emerek gündüz yerin fazla ısınmasını önler. Gece ise, yerden ışıyan sıcaklığın bir bölümünü tutarak fazla soğumayı engeller. Bunun sonucunda, bitki örtüsünün gür olduğu alanlar ile seyrek olduğu alanlar arasında, sıcaklığın dağılışı açısından önemli farklar ortaya çıkar.
SICAKLIĞIN YERYÜZÜNDEKİ DAĞILIŞI
İzoterm Haritaları Sıcaklıkyeryüzünün her yerinde aynıdeğildir. Yeryüzünde sıcaklığın dağılışını gösteren haritalaraizoterm haritaları denir. Aynı sıcaklık değerlerine sahip noktaların birleştirilmesiyle elde edilen eğrilere izoterm(eşsıcaklık)eğrileri denir. İzoterm haritaları ikiye ayrılır;
1.Gerçek İzoterm Haritaları:Yeryüzünde ölçülen gerçek sıcaklık değerlerine göreçizilir.
2.İndirgenmiş İzoterm Haritaları:Bütün yükseltiler deniz seviyesine indirgenerek, her yerin 0m’de olduğu varsayılarak hazırlanan sıcaklıkharitalardır. Enlem farkı daha belirgin olarak ön plana çıkar.Yerden yükseldikçeher 200 m’de sıcaklık 1°C azalır. İndirgenmiş izoterm haritaları hazırlanırken, gerçeksıcaklığına, yükseltisinden dolayıkaybettiği sıcaklık miktarı eklenerek gösterilir. Örneğin deniz seviyesinden 800 m yükseklikte bulunan bir merkezde ölçülen sıcaklık ortalaması7°C’dir. Gerçek izoterm haritalarında bu değer gösterilir. İndirgenmiş izoterm haritalarında ise bu merkezin 800 m’de kaybettiği sıcaklık hesaplanır:
800:200=4°CBu değer gerçek sıcaklığına eklenir:7+4=11°Cİndirgenmiş izoterm haritalarında bu değer gösterilir. Yükselti arttıkça gerçek sıcaklıkla indirgenmiş sıcaklık arasındaki fark artar. Bir başka ifadeyle bir yerin gerçek sıcaklıkla indirgenmiş sıcaklığıarasındaki fark ne kadar büyükse, deniz seviyesinden yüksekliği o oranda fazladır.
Sıcaklığın Coğrafi Dağılışı
Yeryüzünde sıcaklığın coğrafi dağılışı,daha çokenlemin, kara ve denizlerin dağılışı ve yükseltinin etkisi altında belirir. Diğer etmenlerin etkisi de yer yer belirgin olmakla birlikte daha çok bu üç ana etmenle şekillenir. Sıcaklığın yeryüzündeki genel dağılışı incelenirken yıllık ortalama, en soğuk ve en sıcak ay ortalama sıcaklık dağılış haritaları incelenecektir.
1. Yıllık Ortalama Sıcaklık Dağılışı: Yıllık sıcaklık ortalaması bir yerin yıllık sıcaklık bilançosunu verir. Ancak sıcaklığın yıl içindeki değişimini göstermez. Yıllık ortalama sıcaklık haritası incelendiğinde aşağıdaki sonuçlar ortaya çıkar:
–Dünya’nın şeklinden dolayı ekvatordan kutuplara doğru sıcaklık azalmaktadır.
–En yüksek sıcaklıklar Kuzey Yarımküre’de dönenceler çevresinde, karaların iç kısımlarındadır. Nem açığının fazla olması bu durumun oluşmasında etkilidir.
–Alçak enlemlerde karalar, yüksek enlemlerde denizler daha sıcaktır. Çünkü karalar alçak enlemlerde daha fazla sıcaklık almakta, yüksek enlemlerde isedaha fazla sıcaklık kaybetmektedir.
–Genel olarak, Kuzey Yarımküre’nin sıcaklık ortalamaları Güney Yarımküre’den fazladır. Çünkü Kuzey Yarımküre’deki karaların oranı Güney Yarımküre’den daha fazladır. Bu nedenle termik ekvator daha çok Kuzey Yarımküre’den geçmektedir.
–Termik ekvator, meridyenlerin en sıcak noktalarının birleştirilmesiyle elde edilir ve Dünya’nın en sıcak yerlerinden uzandığı varsayılır. Termik ekvator ortalama olarak 8° Ekvator’un kuzeyinden geçer.
–Güney Yarımküre’de izoterm eğrileri daha düzgün uzanırken, Kuzey Yarımküre’de daha fazla sapma gerçekleşir. Bu durum Güney Yarımküre’de denizlerin çok daha fazla alan kaplamasından ileri gelir.
2. Ocak Ayı Ortalama Sıcaklık Dağılışı:Ocak ayı, Kuzey Yarımküre’de kış, Güney Yarımküre’de yaz şartlarıhâkim olduğundan, en yük-sek sıcaklıklar Güney Yarımküre’de Oğlak Dönencesi çevresinde görülür.
–Kuzey Yarımküre’de 25°C’den daha yüksek sıcaklık değerleri görülmez. Sibirya, Grönland Adası ve Kanada’nın kuzeyi Dünya’nın en soğuk yerleridir.
–Kuzey Yarımküre’de 0° ve 10°eğrileri Atlas okyanusu ve Büyük Okyanus üzerinde kuzeye, Asya ve Kuzey Amerika üzerinde ise güneye doğruçıkıntı yapmaktadır.
–Güney Amerika, Güney Afrika ve Avustralya’nın iç kesimleri en yüksek sıcaklık değerlerine sahiptir.
–Güney Yarımküre’de deniz ve okyanuslar daha geniş alan kapladığı için 0° ve 10° eğrileri Kuzey Yarımküre’ye göre daha düzgün uzanmaktadır.
–Ocak Ayında Güney Yarımküre’nin en soğuk yeri Antartika’dır.
3. Temmuz Ayı Ortalama Sıcaklık Dağılışı:Bu ayda, KuzeyYarımküre’de yaz, Güney Yarımküre’de kış şartlarıhâkim olduğundan, en yükseksıcaklıklarKuzey Yarımküre’de Yengeç Dönencesi çevresinde görülür. –Bu ayda Dünya’nın en sıcak yerleri; Büyük Sahra, Arabistan Yarımadası,Asya’nın iç kısımları ile Meksika ve Kuzey Amerika’nın iç kısımlarıdır.
–Kuzey Yarımküre’de 20° ve 25° eğrileri Atlas Okyanusu ve Büyük Okyanus üzerinde soğuk su akıntılarının etkisiyle güneye doğru sokulurken Asya ve Amerika üzerinde yüksek enlemlere doğru sokulmaktadırlar.
–Bu ayda Güney Yarımküre’de en soğuk yerleri -10° ile Antarktikaçevresi oluşturmaktadır.
–Bu ayda da GüneyYarımküre’de denizve okyanuslarınetkisiyle izoterm eğrileri Kuzey Yarımküre’ye göre daha düzgün uzanmaktadır.
AYRINTILI NOTLARI VE SORULARI İNDİRMEK İÇİN
TIKLAYINIZ. ÖRNEK soru çözümü için aşağıdaki linke tıklayınız.